<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasta - Doktordan Bilgiler</title>
	<atom:link href="https://doktordanbilgiler.com/tag/hasta/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<description>Kulaktan dolma değil, uzmanından...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://doktordanbilgiler.com/wp-content/uploads/2021/10/cropped-doctor-bilgiler-32x32.png</url>
	<title>Hasta - Doktordan Bilgiler</title>
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diz]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<category><![CDATA[Yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2433</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine &nbsp;yol açabiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,&nbsp;</strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong>&nbsp;son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, &nbsp;“Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor. &nbsp;</p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?&nbsp;</strong>PRP yöntemi<strong>&nbsp;</strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor. &nbsp;Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong>&nbsp;</strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong>&nbsp;Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ&nbsp;</strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong>&nbsp;</strong>bu yöntemin<strong>&nbsp;</strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong>&nbsp;Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong>&nbsp;</strong>tamamlanıyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Etki süresi:&nbsp;</strong>Kök hücre tedavisinin<strong>&nbsp;</strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT&nbsp;</strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong>&nbsp;</strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor. &nbsp;Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. &nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor?&nbsp;</strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong>&nbsp;Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya,&nbsp;“Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2040&#8217;ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 18:18:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Erken]]></category>
		<category><![CDATA[Evre]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 4 Şubat, kanser konusunda farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla Dünya Kanser Günü olarak anılıyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/">2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Her yıl 4 Şubat, kanser konusunda farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemine dikkat çekmek amacıyla&nbsp;<strong>Dünya Kanser Günü&nbsp;</strong>olarak anılıyor. Kanserin giderek artan bir sağlık tehdidi haline geldiğini vurgulayan<strong>&nbsp;Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik,&nbsp;</strong>2040 yılına kadar dünya genelinde<strong>&nbsp;yıllık&nbsp;kanser vakalarının 30 milyona ulaşabileceğine işaret etti. Bununla birlikte&nbsp;</strong>günümüzde kanser tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildiğini ve artık her evrede kansere karşı etkili çözümler sunulabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Çelik, “Gelişen teknolojiler ve bunun paralelinde yeni tedavi yöntemleri sayesinde, bugün birçok kanser türü kronik bir hastalık gibi tedavi edilebiliyor.Ve ileri evrelerde de başarılı tedaviler uygulanabiliyor.” Dedi.&nbsp;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kanserin erken tanısı ve tedavi alternatiflerindeki gelişmelerin yanında hala dünyada vaka sayılarında artış devam ediyor. Bu artışın en önemli nedenlerinin başında yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam, tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi yaşam tarzı alışkanlıklarının geldiğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, Dünya Kanser Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de de her yıl&nbsp;<strong>200 binden fazla kişinin kanser teşhisi aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Çelik,&nbsp;</strong>dünya genelinde her yıl yaklaşık&nbsp;<strong>20 milyon kişi</strong>nin kansere yakalanırken, bunların&nbsp;<strong>10 milyonunun hayatını kaybettiğini söyledi.&nbsp;</strong></p>
<p><strong>KANSERİN ARTIŞINDAKİ EN BÜYÜK ETKEN: YAŞAM TARZI</strong></p>
<p>Kanser vakalarındaki artışın temel nedenlerinden olan yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili Prof. Dr. Çelik, şunları anlattı: “Kanser gelişiminde genetiğimiz, yaşımız gibi bazı faktörlerle müdahale edemesek de önlenebilir risk faktörlerine hepimiz müdahale edebiliriz. Bunların başında tütün ve tütün ürünleri kullanımı geliyor.&nbsp;İstatistikler&nbsp;kansere bağlı yaşam kayıplarının&nbsp;<strong>yüzde 20’sinin sigara nedeniyle oluşan kanserlerden</strong>&nbsp;kaynaklandığını gösteriyor. Bununla birlikte beslenme alışkanlıklarımız çok değişti. Hazır ve işlenmiş gıdalar çok fazla tüketiliyor. Üzerine fiziksel hareketsizlik artınca kanser için önemli bir risk faktörü olan obezite oranları da artıyor. Bugün özellikle meme, kalın bağırsak, mide, rahim kanserlerinin artışında bu faktörlerin etkili olduğu biliniyor.”</p>
<p>“Bu nedenle en önemli mücadele alanımızda tütün ve tütün ürünleri kullanımının azaltılması yer alıyor” diyen Prof. Dr. Çelik, “Diğer taraftan beslenme şeklimiz değişmeli ve fazla kiloyla mücadele etmemiz gerekiyor.&nbsp;Sağlıklı bir yaşam için bitkisel temelli beslenmeye ağırlık verilmesi, işlenmiş gıdalardan, özellikle işlenmiş etlerden ve hayvansal yağlardan kaçınılmalı.&nbsp;Daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmeli. Ayrıca kansere neden olan HPV gibi enfeksiyonlardan da korunmak gerekiyor.”&nbsp;</p>
<p><strong>&nbsp;‘ERKEN EVREDE YAKALANIRSA TEDAVİDE YÜZDE 90&#8217;NIN ÜZERİNDE BAŞARILI OLUNABİLİYOR’</strong></p>
<p>Bugün artık kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çelik, sözlerine şöyle devam etti: “Erken tanı tedavi başarı oranını büyük ölçüde artırıyor. Dolayısıyla meme, kolon, rahim ağzı kanseri gibi tarama programları bulunan kanserler için bu programlar bilinmeli ve uygulanmalı. Erken tanı içinde tarama programlarının aktif olarak kullanılması, kansere neden olan risk faktörlerinin bilinmesi ve bunlardan kaçınmak gerektiğinin farkında olunması önemli.&nbsp;Özellikle&nbsp;<strong>meme kanseri&nbsp;</strong>gibi bazı kanserlerin erken evrede yakalanmasıyla&nbsp;<strong>tedavi başarısının yüzde 90’ın üzerine çıkabildiği unutulmamalı.”</strong>&nbsp;</p>
<p><strong>KANSER TEDAVİSİNDE SON YILLARIN GÜNDEMİNDEKİ 3 ÖNEMLİ GELİŞME</strong></p>
<p>Gelişen teknolojiyle beraber kanser tedavisinde ortaya çıkan yeni yöntemlerden bahseden Prof. Dr. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;“Kanser tedavisinde 1970’lerde kemoterapi ilaçları ile başlayan tedavi seçeneklerimiz 1990’lı yılların başından itibaren klinik araştırmalar sonucunda önce akıllı ilaçlar sonra immünoterapi dediğimiz tedavi yöntemleri ile gündemimize girmeye başladı.&nbsp;Bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümöre karşı savaşmasını sağlayan bu immünoterapi ilaçları, kemoterapiye kıyasla daha az yan etki gösteriyor. Tüm bu ilaçlar sayesinde ileri evre akciğer kanserlerinde 5 yıllık yaşam oranı yüzde 5’ten yüzde 25’e kadar çıktı.&nbsp;Ancak immünoterapiyi sadece ileri evre kanserlerde değil, erken evre kanserlerde riskin azaltılması amacıyla da kullanabiliyoruz. Cerrahi öncesi ve sonrası hastalarda dahi bu yöntemi kullandığımız oluyor.”</p>
<p>“Tümörün genetik yapısını analiz ederek, kişiye özel tedavi imkânı sunan akıllı ilaçlar, farklı kanser türlerinde etkili bir şekilde kullanılabiliyor. Kansere neden olan genlerin saptanma yöntemlerinde büyük ilerleme kaydedildi” diye konuşan Prof. Dr Çelik, “Bu sayede hangi hasta hangi ilaçtan daha çok fayda görür sorusunun cevabını daha kolay bulabiliyoruz. En sık küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde kullandığımız bu tedaviler ile kanserin kaynak aldığı organdan bağımsız olarak genetik mutasyonuna göre tedavi dediğimiz ‘tümor agnostik’ tedavi seçeneklerimiz oluşmaya başladı” diye konuştu.&nbsp;</p>
<p>Bunun yanında son yıllarda gündemimize hızlı bir giriş yapan ‘Antikor İlaç Konjugatları’ hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çelik, konuyla ilgili şunları anlattı: “Bu yeni tedavi yöntemi, tümör hücresini hedef alarak tümör hücresi içine yüksek dozda kemoterapi girmesini esas alıyor. Bu sayede tümör hücresi yok edilirken kemoterapinin diğer organlarda yaratabileceği yan etkiler de yaşanmıyor. Bugün meme, akciğer ve meme kanserlerinde kullandığımız bu yöntemin önümüzdeki günlerde çok daha yaygın kullanılacağının kanıtları ortaya çıkmaya başladı.”&nbsp;</p>
<p><strong>“KANSERDEKİ KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ YAKLAŞIMI, YERİNİ TÜMÖRE ÖZEL TEDAVİYE BIRAKIYOR”</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelerle birlikte bugün kanserin kronik bir hastalık gibi tedavi edilebilir bir noktaya geldiğinin altını çizen Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Çelik, “Evet kişiye özel tedavi yaklaşımıyla hastaya uygun tedavi uygulanmaya davam ediyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada artık tümörün moleküler yapısı ön plana çıkıyor. Böylelikle bu yapıya uygun tedavilerle elde edilen sonuçlar çok daha etkileyici olabiliyor.”&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/">2040’ta Kanser Vakaları 30 Milyonu Bulabilir!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/2040ta-kanser-vakalari-30-milyonu-bulabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süreli ve tekrarlayan öksürükler astım habercisi olabilir</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 18:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Astım]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[İla]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Astımın ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görüldüğünü belirten Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek, “Astımlı hastaların şikayetleri, atakları ve öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir/">Uzun süreli ve tekrarlayan öksürükler astım habercisi olabilir</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Astımın ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görüldüğünü belirten Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek, “Astımlı hastaların şikayetleri, atakları ve öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir. Eforla öksürüğün, nefes darlığının artması ve efor kapasitesinin düşmesi de oldukça tipiktir. Bazen de sadece tekrarlayan ve uzun süreli öksürüklerle çocuklar astım tanısı alabilir” dedi.</strong></p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
<p>VM Medical Park Gebze Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek, çocukluk çağı astımı konusunda açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Astımın ne olduğundan bahseden Doç. Dr. Çiçek, “Astım, solunum yollarının, bronşların dönem dönem tetikleyicilerle etkilenmesi sonucu, ataklar halinde seyreden hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, solunum güçlüğü ve öksürük gibi semptomlarla seyreden bir hastalıktır. &nbsp;Astım çocukluk çağında sosyal hayatın kısıtlanmasına neden olabilen, okul devamsızlığının ve hastane yatışlarının önemli nedenlerinden biridir. Ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görülmektedir. Astımlı hastaların şikâyetleri, atakları ve öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir. Eforla öksürüğün, nefes darlığının artması ve efor kapasitesinin düşmesi de oldukça tipiktir. Bazen de sadece tekrarlayan ve uzun süreli öksürüklerle çocuklar astım tanısı alabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>EV TOZU AKARLARI NEDEN OLABİLİR</strong></p>
<p>Çocukluk çağı astımının ise solunum yollarının uzun soluklu süreçte enflamasyonu ile karakterize bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çiçek, astımlı çocukların&nbsp;hava yollarının yapısal olarak daha hassas olduğunu ve genellikle basit bir uyaran/tetikleyici karşısında bile şikayetlere neden olarak hekime başvurulara sebep olduğunu belirtti.&nbsp;</p>
<p>Doç. Dr. Çiçek, çocukluk çağı astımına neden olan tetikleyici faktörleri ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Sıklıkla alerjenler (aeroalerjenler, ev tozu akarları, polenler, küf sporları, hayvan epitelleri gibi), solunum yolu enfeksiyonları soğuk hava, hava kirliliği, keskin kokulara, kimyasallara maruziyet, efor yapmak (gülme, ağlama, koşma), reflü, az sıklıkta da gıda alerjileri.”</p>
<p><strong>NEFES DARLIĞI GÖRÜLEBİLİR</strong></p>
<p>Astımlı çocukların şikayetlerinin yaş gruplarına göre farklılıklar gösterebileceğini ve hastadan hastaya göre değişebileceğini söyleyen Doç. Dr. Çiçek, “Genellikle semptomlar aralıklı olarak ortaya çıkar ve hastalık dönemleri arasında sağlıklı, şikayetlerin olmadığı bir dönem de olur. Hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, eforla tetiklenen öksürük, gece artan öksürük şikayetleri ya da sadece uzamış öksürük ile karşımıza gelebilirler. Özellikle ilk 5 yaş çocuk grubunda basit solunum yolu enfeksiyonları, burun akıntısı sonrası sık bronşiolit atakları, ilaçlı buhar/nebül tedavileri gereksinimi ile kendini gösterebilirken, daha büyük yaş grubunda yaşıtlarına göre çabuk yorulma, efor kapasitesinde kısıtlanma, nefes darlığı ile hastalar hekime başvurabilirler” dedi.</p>
<p><strong>BAZI TESTLERLE TANI KONULABİLİR</strong></p>
<p>Tanı konma sürecini anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Çocukluk çağı astımından şüphelenmek için astım hastalığını iyi tanımak ve hastanın öyküsünü, şikayetlerini tam anlamıyla anlamak gerekir. Çünkü çocukluk çağı astımı bir klinik tanıdır. Alerjinin varlığını tespit etmeye yönelik testler yapılır. Fakat alerjisi olmadan da hastaların benzer şikayetleri olabilir ve çocuk çağı astım tanısı alabilir. Altta yatan alerjik bir zeminin olması hastaların daha yakın takibini gerektirir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>ASTIM GEÇİCİ MİDİR?</strong></p>
<p>Astımın geçici olup olmadığı konusunda ailelerden sık soru geldiğini belirten Doç. Dr. Çiçek, “Hastanın astım hastalığının geçici mi, kalıcı mı olacağını öngörmek hastadan hastaya değişebilen, birçok etkenin rol oynadığı bir süreç sonrası tartışılabilir. Astım semptomlarının ilk başlangıç yaşı önemli bir etkendir. Semptomlar ne kadar ileri yaşta başlarsa, hastalık kalıcılığı riski bir o kadar artar. Diğer belirleyici faktörler genetik yükün fazla olması, alerjen duyarlılığının yüksek olması, solunum fonksiyon testlerinde düşüklük olması, eozinofili, diğer alerjik hastalıkların varlığı, hava kirliliğine ve sigara dumanına maruziyet olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>HANGİ DURUMLARDA UZMAN HEKİME DANIŞILMALI?</strong></p>
<p>Astım tedavisinin başarısının iyi bir aile-hasta-doktor ilişkisine bağlı olduğunu belirten Doç. Dr. Çiçek, “Atak semptomları ve tedavisi konusunda aile ve hasta bilgilendirilmeli, dikkat edilmesi gerekenler ve evde uygulanacak yazılı acil durum eylem planı aileye verilmelidir. Ancak bazı durumlarda şiddetli astım atakları evde tedaviye yanıt vermeyebilir ve hastanede tedaviye devam etmek gerekebilir. Evde uygulanan rahatlatıcı ilaçlar ile 1 saat içerisinde düzelme olmuyor, şikayetleri azalmıyor, hışıltı, ıslık sesi benzeri wheezing, hızlı nefes alıp verme, göğüste çekilme, karın kaslarının kullanılması söz konusu ise, beslenmede azalma, uyku hali, bilinç bulanıklığı, siyanoz (morarma) var ise, konuşurken zorlanma, duraksama oluyorsa, evde rahatlatıcı ilaç kullanım ihtiyacı 3 saatten daha sık aralıklarla olmaya başladıysa ve bu durum 24 saatten daha uzun süre devam ettiyse mutlaka hastane şartlarında tedaviye devam edilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>TEDAVİ YOLLARI</strong></p>
<p>Tedavi yollarını anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Uzun dönemde astım tedavisinin amacı astımda kontrolü sağlamaktır. Hastanın şikayetlerinin yoğunluğuna ve astım kontrol düzeyine göre tedaviler planlanır. Bu kapsamda günlük semptom kontrolü ve hastalığın seyrini olumsuz etkileyecek risk faktörlerinden hastanın korunmasının sağlanması önerilir. Hastanın astımına eşlik edebilecek ko-morbid hastalıkların tedavisi planlanır. Tedavi rehberlerindeki ilk seçenek, direkt hava yollarına verilen ilaçlardır. Bu ilaçlar iki gruba ayrılır. Kontrol edici (önleyici) ilaçlar ve semptom giderici (rahatlatıcı) ilaçlar. Rahatlatıcı ilaçların sık kullanımı sakıncalıdır, kontrol ediciler ise hekim kontrolünde düzenli kullanılmalıdır. İleri basamak tedavilerde biyolojik ajan tedavileri devreye girebilir. Diğer önemli tedavi seçeneği de uygun hastalarda alerjen immünoterapi yöntemidir. Alerjen immünoterapi, alerjik hastalıkların ve çocukluk çağı astımının doğal seyrini değiştirebilen, alerjik reaksiyonu oluşturan mekanizmayı tedavi eden önemli ve tek tedavi yöntemidir. Çocukluk çağı astımı erken tanı ve doğru planlanan tedavilerle kontrol altına alınabilir. Kontrollü astımı olan çocuklar ise sosyal hayatlarını kısıtlamak zorunda kalmazlar” dedi.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir/">Uzun süreli ve tekrarlayan öksürükler astım habercisi olabilir</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyathane hemşiresinin ziyareti hastanın kaygısını azaltıyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 10:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırması]]></category>
		<category><![CDATA[Bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2314</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag, İspanya’da gerçekleştirilen 11. Uluslararası European Operating Room Nurses Association- EORNA Kongresi’nde üç araştırması ile üniversiteyi temsil etti.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor/">Ameliyathane hemşiresinin ziyareti hastanın kaygısını azaltıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>&nbsp;Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag’ın ameliyathane hemşirelerinin ameliyat öncesi yaptıkları ziyaretin hasta üzerindeki etkilerine ilişkin araştırması poster sunum olarak paylaşıldı. Bu araştırmaya göre, ameliyathane hemşiresinin ameliyat öncesi hasta ziyareti ve hasta bilgilendirmesi, hastaların ameliyat sonrası kaygılarını azaltırken, ağrı bildirim sıklığının azaldığı ve bu doğrultuda da opioid kullanımının azaldığı tespit edildi.</b></p>
<p>Conference Proceedings Citation Index (CPCI-S)’de yer alan, 1992 yılından bu yana Avrupa’da ameliyathane hemşirelerinin sesi olmaya devam eden 11. Uluslararası European Operating Room Nurses Association- EORNA Kongresi, bu yıl İspanya’nın Valencia kentinde gerçekleştirildi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag, kongrede üniversiteyi bir poster bildirisi, bir sözel bildiri ve 45 dakikalık süre verilen bir özel oturum olmak üzere üç araştırması ile temsil etti.</p>
<p><b>Ameliyathane hemşiresinin ziyareti, hastaya iyi geliyor</b></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag, poster olarak sunulan “The Effect of Visits by Operating Room Nurses Before Cardiac Surgery on Anxiety and Pain” başlıklı araştırmasında ameliyathane hemşiresinin ameliyattan bir gün önce, ameliyatına katılacağı hastasını, hasta odasında ziyaret etmesi ve ameliyat sırası ve sonrası süreçler hakkında bilgilendirmesinin önemine dikkat çekti. Arpag’ın araştırmasının sonuçları kongrede paylaşıldı: “Hastanın ameliyat sonrası kaygı düzeyine etkisi, kaygı düzeyinin ameliyat sonrası ağrı şiddetine etkisi ve ilişkili olarak hastanın opioid kullanımı üzerine etkisini belirlemek amaçlı yapılan araştırmanın sonucunda; ameliyathane hemşiresinin ameliyat öncesi hasta ziyareti ve hasta bilgilendirmesinin, hastaların ameliyat sonrası kaygılarını azaltmakta olduğu, ağrı şiddetinde anlamlı bir fark olmasa da ağrı bildirim sıklığının azaldığı ve bu doğrultuda da opioid kullanımının azalmakta olduğu belirlenmiştir. Ameliyathane hemşirelerinin ameliyat öncesi hasta ziyaretleriyle hasta bakımına katılımının desteklenmesi önerilmektedir.”</p>
<p><b>Ameliyathane hemşirelerinin bireysel yenilikçi özellikleri önemli…</b></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag, “Determination of Individual Innovation Characteristics of Operating Room Nurses” başlıklı özel oturumda sunulan araştırmasında ameliyathane hemşirelerinin yenilikçilik özelliklerinin önemine dikkat çekti. Ameliyathanelerde hızla gelişen teknolojilerin kullanımının burada çalışan hemşirelerin bireysel yenilikçilik özellikleriyle uyum sağlama ve liderlik etmelerini gerektirdiğini belirten Arpag, bildirisinde “Ameliyathane hemşirelerinin bireysel yenilikçilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan araştırma sonucunda, ameliyathane hemşirelerinin eğitim düzeyi ve deneyim yılı arttıkça yenilikçilik özelliklerinin ve riskleri azaltmaya yönelik tutumlarının artış göstermekte olduğu belirlenmiştir. Sağlık kuruluşlarının ameliyathane hemşirelerinin eğitim düzeyinin artırılması ve yenilikçilik özelliklerinin desteklenmesi konusunda önlemler almaları önerilir” görüşlerine yer verdi.</p>
<p><b>Ameliyathanelerdeki sterilizasyon uygulamasının önemi anlatıldı</b></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Nurgül Arpag, sözel bildiri olarak sunulan “Can a Strand of Hair Contaminate a Surgical Instrument Set? A Controlled Experimental Study” başlıklı araştırmasında ameliyathanelerdeki sterilizasyon uygulamalarının önemine işaret etti. Arpag, araştırmayla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Sterilizasyona hazırlık aşamasında çalışanların gerekli önlemleri almamış olması nedeniyle istenmedik olay olarak karşılaşılan steril set içinden saç teli çıkması durumunda, setlerin kontaminasyonunu belirlemek amacıyla yapılan bu araştırmanın mikrobiyolojik sonuçlarına göre; farklı mikroorganizmalar ile kontamine edilmiş saç telleriyle steril edilen setlerin içeriğinden alınan sürüntü kültürlerinde üreme olmadığı belirlenmiştir. Araştırmada buna karşın sterilizasyon öncesi hazırlık aşamasında tüm çalışanların gerekli önlemleri almasının önemi vurgulanmakta, saç telinin set içerisine set açıldıktan sonra düşmediğinden emin olunması gerekliliği vurgulanmakta ve daha fazla araştırmaya gereksinim olduğu bildirilmektedir.”</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor/">Ameliyathane hemşiresinin ziyareti hastanın kaygısını azaltıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/ameliyathane-hemsiresinin-ziyareti-hastanin-kaygisini-azaltiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tam 150 kere kalbi durdu, hayata &#8216;Ablasyon&#8217; ile tutundu</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 09:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ablasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Demi̇r]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Şok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2296</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ciddi ritim bozukluğu ile kalbin durmasına sebebiyet veren Brugada sendromu olan Alper Ayaz'ın 17 yılda 150 kez kalbi durdu. 37 yaşındaki Ayaz, "Radyofrekans ablasyon"  tedavisiyle hastalığı geride bıraktı.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu/">Tam 150 kere kalbi durdu, hayata ‘Ablasyon’ ile tutundu</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alper Ayaz, 2007&#8217;de baygınlık geçirmesi ve kalbinin durması üzerine kaldırıldığı hastanede, doğuştan gelen, bin kişiden 1 ila 2&#8217;sinde rastlanan, hayatı tehdit edici ritim bozukluğuna sebep olan Brugada sendromuna sahip olduğunu öğrendi.</p>
<p>Genetik geçişli ve ölümle sonuçlanabilen bu hastalığa çare olarak Alper Ayaz&#8217;a, kalp ritmi düzensizleştiğinde şok vererek ritmin normale dönmesini sağlayan,<em><strong> &#8220;şoklu kalp pili&#8221;</strong></em> olarak da adlandırılan &#8220;İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatör (ICD)&#8221; takıldı.</p>
<p>Şok cihazı görevi gören bu pille yaşamaya başlayan Alper Ayaz, işteyken, arkadaşlarıyla vakit geçirirken, hatta trafikte araç kullanırken birçok kez kalbinde meydana gelen ciddi ritim bozukluğu nedeniyle devreye giren ICD&#8217;nin verdiği elektroşokun etkisini yaşadı.</p>
<p>Ayaz, son aylarda kalp pilinin çok sık şoklama yaptığı ve kendini güçsüz hissettiği için İstanbul&#8217;daki Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#8217;ne başvurdu. Burada Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Demir tarafından kontrolleri yapılan Ayaz&#8217;a kalbindeki düzensiz ve anormal ritmi engelleyecek ablasyon tedavisi uygulandı.</p>
<p>Anormal kalp ritimlerine yol açan küçük bir kalp dokusuna radyofrekans enerjisi ya da dondurma yöntemiyle uygulanan bu minimal invaziv prosedürü sonrasında Ayaz, artık kalbinin durmadığı ve şoklanmadığı günlere <em><strong>&#8220;merhaba&#8221; </strong></em>dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i12.haber7.net//haber/haber7/photos/2024/27/LzVTE_1719910005_5024.jpg"></p>
<p><b>CİDDİ ACI HİSSİNE NEDEN OLABİLİYOR</b></p>
<p>Ayaz&#8217;ın hastalığı ve tedavi süreciyle ilgili AA muhabirine konuşan Doç. Dr. Serdar Demir, sendrom nedeniyle hastaların kalbinde elektriksel üretimde bir bozukluk meydana geldiğini belirtti.</p>
<p>Doç. Dr. Demir, 3 farklı tipi bulunan ve erkeklerde daha sık görülen bu sendromda, genellikle 27 ila 40&#8217;lı yaşlarda ani kalp durmalarına bağlı, hastaların yaşamını yitirdiğini söyledi.</p>
<p>Hastaların kalp durması öncesinde hiçbir belirtiyle karşılaşmayabildikleri için tanı konamadığını, bu nedenle de Brugada&#8217;dan ölümlerin sık yaşandığını aktaran Demir, ailesinde ani ölüm ve bayılma hikayesi olan hastalarda, öncelikli olarak bu sendromun akla gelmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sendrom tanısının detaylı anamnez ve fiziki muayene sonrasında çekilen EKG ile yapılan genetik analizin sonucuna göre konulduğunu anlatan Demir, arada kaldıkları vakalarda ise farklı bir testle tanıyı kesinleştirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Doç. Dr. Serdar Demir, <em><strong>&#8220;ventriküler fibrilasyon&#8221; </strong></em>denilen, ani ve hayatı tehdit eden ritim bozukluğuna sahip bu hastaların kalbi sürekli durduğu için şok tedavisi uygulayarak ritmin tekrar normale çevrilmesini sağlayan bir kalp pili takıldığını anlattı.</p>
<p>Alper Ayaz&#8217;da da bulunan şok pilinin hastaların yaşama tutunmasını sağladığını söyleyen Demir, <em><strong>&#8220;Ancak bu tedavi, hastaların hayatını kabusa dönüştürebiliyor. Çünkü sürekli kalbin durmasına bağlı kalp pili devreye girerek şokladığı için hastalar çok ciddi acı hissedebiliyor.&#8221;</strong></em> dedi.</p>
<p>Demir, halk arasında <em><strong>&#8220;şoklama&#8221;</strong></em> olarak bilinen bu yöntemde, defibrilatör cihazının kalp pili şeklinde kalbin içerisindeki iki boşluğa yerleştirilerek, elektrik akımı verdiğini aktardı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i12.haber7.net//haber/haber7/photos/2024/27/wqdTz_1719910020_1815.jpg"></p>
<p><b><span>ABLASYON TEDAVİSİ İLE ARTIK KALBİ DURMUYOR</span></b></p>
<p>Hastası Ayaz&#8217;a uyguladıkları tedaviye ilişkin Demir, <em><strong>&#8220;Biz bu hastada, son zamanlarda güncel olan ablasyon tedavisini uygun gördük. Yaptığımız başarılı operasyon sonrasında hastada uzun süreden beri herhangi bir şoklama, ciddi bir ritim bozukluğu olmuyor. Hasta herhangi bir aktivitesi sırasında ritim bozukluğu olmadan hayatını idame ettirebiliyor. Kalbi durmuyor, pili gereksiz yere şoklamıyor.&#8221;</strong></em> bilgisini verdi.</p>
<p>Doç. Dr. Serdar Demir, ablasyon yönteminin son birkaç yıldır oldukça gündeme gelmeye başladığını, Türkiye&#8217;de de birkaç merkezde başarılı şekilde uygulandığını aktardı.</p>
<p>Yöntemi uygulamadan önce kalbin hem içinden hem dışından 3 boyutlu haritasının çıkarıldığını ve elektriksel aktivite bozukluğuna neden olan bölgelerin tespit edildiğini anlatan Demir,<em><strong> &#8220;Alper Bey&#8217;de biz buraları tespit ettik. Verdiğimiz radyofrekans ablasyon yöntemi sonrası bu elektriksel anormal aktiviteleri yakarak tamamen ortadan kaldırdık. Damardan verdiğimiz ilaçlarla anormal aktivitelerin bir daha tekrarlamadığını görünce işlemimizin başarılı olduğunu kabul ederek, sonlandırdık.&#8221;</strong></em> diye konuştu.</p>
<p>Demir, Ayaz&#8217;ın kalp pilinin de hala durduğunu çünkü güncel tedavi kılavuzuna göre kalp pilinin çıkarılmasının söz konusu olmadığını, ileriki dönemlerde ablasyonun birincil basamak tedavi olması halinde pil ihtiyacının kalmayabileceğini kaydetti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i12.haber7.net//haber/haber7/photos/2024/27/GPZp6_1719910032_3611.jpg"></p>
<p><b><span>YAŞADIĞI ŞOKLAMALAR HAYATINI RİSKE ATIYORDU</span></b></p>
<p>Alper Ayaz da, 17 yıl önce Trabzon&#8217;dayken aniden bayıldığı için kaldırıldığı hastanede rahatsızlığının teşhis edilemediğini, ardından İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesine sevk edildiğini ve burada Brugada sendromu tanısı aldığını söyledi.</p>
<p>Doktorların kendisine kalp pili takılmasına karar verdiğini aktaran Ayaz, pil takıldıktan sonra şoklama anında yaşadıklarına değinerek, <em><strong>&#8220;Bir anda gelebiliyor, (şoklamanın) geldiğini ortalama 3-4 saniye önceden anlıyorum. Mesela araç kullanırken, yolculuk yaparken veya başka bir araçta yan koltukta otururken böyle bir tehlikeye maruz kalabiliyorum. Arkadaşlarımla yemek yerken, sohbet esnasında bir anda kasılma oluyor ama bu 3-4 saniye sürüyor. Kalp duruyor, pil devreye giriyor.&#8221;</strong></em> diye konuştu.</p>
<p><b><span>&#8220;BİR GÜNDE 12&nbsp; DEFA ŞOKLANDIĞIMI HATIRLIYORUM&#8221;</span></b></p>
<p>Ayaz, ritim bozukluğu nedeniyle geçmişte kalbinde birkaç kez ağır şoklamalar da yaşadığını belirterek, o anları şöyle anlattı:</p>
<p><em><strong>&#8220;Bazen ritim düzene girmediğinde kalp çıldırırcasına atıyor, pil hemen devreye giriyor. Bir günde 12 şok aldığımı hatırlıyorum. Sonrasında acile gittim, nabzım çok yüksekti, hemen hastaneye yatırdılar. Yine ağır olarak 6-7 şok aldım. Bir de bu ablasyon işlemini yaptırmadan önce evdeyken 7-8 şok birden aldım. Bu durumun zaten normal olmadığını kendim anlayabiliyordum çünkü 1 ya da 2 şokla vücudun düzene girmesi lazım. 1-2 şok yapıldığı zaman ortalama 4 ila 7 ay arasında vücut şok almaz. Çok yüksek şok aldığım için en son yaşadığım şok 9 ay sonra oldu. 9 ayın üzerine Koşuyolu&#8217;na geldim. Çok ağır şoklar alınca artık vücudum halsizleşti, vücudumu taşıyamıyordum çünkü elektrik veriyor bana doğal olarak.&#8221;</strong></em></p>
<p>Ablasyon işlemini buraya başvurduğunda tesadüfen öğrendiğini belirten Ayaz, <em><strong>&#8220;Hocamız, &#8216;Yakacağız.&#8217; dedi. Ben de &#8216;Yakacaksınız ama finalinde ne oluyor?&#8217; dedim. &#8216;Şoklama olmayacak.&#8217; dedi. &#8216;Ne kadar büyük buluş, acaba gerçek mi?&#8217; dedim çünkü insan yaşadıklarından dolayı ilk başta inanamıyor. Ablasyon bu konuda muhteşem bir buluş gibi görünüyor. Herhangi bir olumsuzlukla şu ana kadar karşılaşmadım.&#8221;</strong></em> diye konuştu.</p>
<p><b><span>&#8220;DAHA GÜZEL GÜNLERE ERİŞECEĞİM&#8221;</span></b></p>
<p>Alper Ayaz, <em><strong>&#8220;2007&#8217;den beri ortalama 150 kez şok almışımdır. Dediğim gibi ablasyonla inşallah o günleri geride bırakacağım, daha güzel günlere erişeceğim.&#8221;</strong></em> dedi.</p>
<p>Ailesinde de kalp rahatsızlıklarının olduğunu, iki amcasının kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini, babasına stent takıldığını, annesinin aort damarının yırtıldığını anlatan Ayaz, kalp ile ilgili rahatsızlıkların ailesinde genetik olduğunu söyledi.</p>
<p>Uygulanan işlemden çok memnun olduğunu vurgulayan Ayaz, bu durumu yaşayan birinin ablasyon yaptırmaktan çekinmemesini önerdi.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu/">Tam 150 kere kalbi durdu, hayata ‘Ablasyon’ ile tutundu</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/tam-150-kere-kalbi-durdu-hayata-ablasyon-ile-tutundu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk Algınlığı Salgınına Karşı Hangi Önlemler Alınmalı?</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2024 09:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastane]]></category>
		<category><![CDATA[Vi̇rüs]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde çevremizde yoğun olarak duyduğumuz söz “herkes hasta”. Hastane acillerinde enfeksiyon, göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz polikliniklerinde çok yoğun hasta birikiminin olduğunu söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, bunun yanında hastane yatışlarının da çok arttığını hatta yoğun bakımlarda grip ve benzeri hastalıkların akciğer enfeksiyonları komplikasyonlarıyla dolmaya başladığını söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali/">Soğuk Algınlığı Salgınına Karşı Hangi Önlemler Alınmalı?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Son günlerde çevremizde yoğun olarak duyduğumuz söz “herkes hasta”. Hastane acillerinde enfeksiyon, göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz polikliniklerinde&nbsp;çok yoğun hasta birikiminin olduğunu söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, bunun yanında hastane yatışlarının da çok arttığını hatta yoğun bakımlarda grip ve benzeri hastalıkların akciğer enfeksiyonları komplikasyonlarıyla&nbsp;dolmaya başladığını söyledi. Yaşanan bu durumu “soğuk algınlığı salgını” olarak tanımlayan Prof. Dr. Sönmezoğlu, alınması gereken önlemlerle ilgili bilgi verdi.&nbsp;</em></p>
<p>2020 yılında başlayan ve 2023&#8217;e kadar hızını kesmeyen Covid-19 salgınının&nbsp;etkileri yeni yeni kaybolmaya başlarken 2023 yılının kasım ayından itibaren&nbsp;sadece ülkemizde değil, Avrupa&#8217;nın çoğu ülkesinde ve Kuzey Amerika ülkelerinde de ağır bir solunum yolu enfeksiyonlarından bahsedildiğini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, bu salgının “tripledemik” yani 3&#8217;lü virüs salgını olarak tanımlandığını söyledi.&nbsp;</p>
<p><strong>“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİN VİRÜSLERİ UNUTMASI BU DURUMA NEDEN OLDU”</strong></p>
<p>Bir solunum yolu enfeksiyonu olmakla birlikte yaşanan bu durumun Covid-19 gibi tek bir virüs değil, birçok virüsün&nbsp;bazen bir arada, çoğunlukla peş peşe görülmesiyle seyrettiğini söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, bu durumun nedenini şöyle açıkladı:&nbsp;</p>
<p>2020 Covid salgını sırasında ve 2022 ve 2023 sezonunda, her kış görmeye alışık olduğumuz influenza görülmedi. Çünkü 3 yıl boyunca insanlar evlerinde kapalı kaldılar, dışarı çıkınca maske taktılar. Dolayısıyla insanların bu virüslere karşı bağışıklığı belirgin&nbsp;olarak düştü. Bu yıl da her yıl görmeye alışık olduğumuz influenza salgını yeniden ortaya çıktı. Çünkü insanlar artık bir araya gelmeye başladı, korunma önemleri azaldı. Dolayısıyla bağışıklık sistemimizin unuttuğu virüsler hızlı ve kolayca yayıldı.”</p>
<p>Şu an özellikle İstanbul ve çevre illerde çok ciddi vaka birikimi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Hastane acillerinde enfeksiyon, göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz, polikliniklerinde&nbsp;çok yoğun bir hasta birikimi var.&nbsp;Acil serviste kuyruklar oluşmaya başladı.&nbsp;Hastane yatışları çok arttı.&nbsp;Hatta yoğun bakımlarda bu grip ve benzeri hastalıkların akciğer enfeksiyonları komplikasyonlarıyla&nbsp;dolmaya başladı.&nbsp;Dolayısıyla çok ciddi bir vaka birikimi var.” Diye konuştu.&nbsp;</p>
<p><strong>“OMİCRONUN YENİ VARYANTINA KARŞI AŞI KORUYUCU OLMUYOR!”</strong></p>
<p>Covid 19’un soğuk algınlığı gibi bu virüslerin arasındaki yerini koruduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu,&nbsp;görülen vakalar arasında yüzde 20 oranında Omicron varyantının bir alt grubu olan yeni bir varyant olduğunu söyledi. Hatta bunun daha sık duyulacağına işaret eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Aşı olan ya da covid geçirenlerin de buna karşı bağışıklığı zayıf olduğu için herkeste görülüyor. Hiç geçirmemiş evinde hep kapalı kalmış ben 3 sene hiç yakalanmadım diyen herkes şu dönem covid geçiriyor.&nbsp;Hatta daha sık duyacağımızı söyleyebilirim.”</p>
<p><strong>VİRÜSLER BİRBİRİNE KARIŞMAYA BAŞLADI</strong></p>
<p>Unutulan Influenza A (grip) ve pandemi döneminde kaybolan RSV virüsüyle birlikte üç virüsün birbirine karıştığını söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Önceki yıllarda RSV her zaman salgın yapar ama kasım, aralık gibi biterdi. O biterken de influenza başlardı. Şimdi bu 3 virüs birbirine karışmaya başladı.&nbsp;O nedenle insanlar, burun akıntısı, öksürük ve kırıklık şikayetlerinin tam geçmek üzereyken yeniden başladığını söylüyor. Yani bitmeyen bir enfeksiyon ve buna bağlı şikayetlerden bahsediyor. Aslında bu durumun nedeni virüslerin arka arkaya etki etmesi. Azalmış bağışıklıkla birlikte salgın boyutundaki bu tablo görülüyor.”</p>
<p><strong>RİSKLİ GRUPTA OLANLAR DİKKAT!</strong></p>
<p>Bu sorunun toplumun her kesiminden ve her yaş grubundaki insanı etkilediğini ancak özellikle daha ağır seyreden, hastaneye yatması gereken hatta yaşam kaybıyla sonuçlanan riskli grupların olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar 65 yaşın üstündekiler daha ağır geçiriyor. Bunun yanında 70 yaşın üstündekileri, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananları riskli gruplar olarak tanımlıyor ve bu kişilerin mutlaka hastane gitmelerini öneriyoruz.”</p>
<p><strong>BELİRTİLER BENZİYOR</strong></p>
<p>Klinik olarak ilk muayene sırasında yaşanan RSV, influenza ya da Covid olup olmadığının kesin olarak ayırt edilemediğini söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, hepsinde benzer olan belirtileri anlattı:&nbsp;</p>
<p>“Vakaların hepsinde ateş, kırıklık, vücut ağrıları, sırt ağrıları, boğaz ağrısı ve öksürük görülüyor. Öksürük çok uzun bir süre kuru ama daha sonra balgamlı hale dönebiliyor ve alıştığımız enfeksiyonlardan farklı olarak daha uzun süren bir kuru öksürük oluyor.&nbsp;Hastalar göğüs ağrısı, kaburga ağrıları, sırt ağrılarından yakınmaya başlıyor.”</p>
<p><strong>BELİRTİLER AYNI OLSA DA TEDAVİLER FARKLI!</strong></p>
<p>Belirtiler farklı olsa da enfeksiyonlarda farklı tedavi protokolleri uygulandığını ve bu nedenle de özellikle riskli gruptaki kişilerin mutlaka tanıya göre tedavi edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hem covid hem de influenza için tanı konulduğunda kullandığımız etkin ilaçlar var. RSV, çocuklarda özellikle de bir yaşın altındaki çocuklarda, zatürreye hatta yaşam kaybına yol açabiliyor. Çocukluk astımlarının temelinde de RSV virüsü yatıyor.&nbsp;Bu nedenle tanı koyarak ona göre bir tedavi düzenliyoruz.&nbsp;Dolayısıyla&nbsp;eğer çocuk ya da yaşlı kişiler enfeksiyonu ağır geçiriyorsa mutlaka hastaneye başvurması ve tanı konularak uygun tedavi görmesi çok önemli. Çünkü bu sayede hem kısa sürede iyileşmesi sağlanabilir hem de başkalarına bulaştırması önlenebilir.”&nbsp;</p>
<p><strong>KAPALI ALANLARDA MASKE TAKILMA VE HİJYEN ÖNLEMLERİ ALINMALI</strong></p>
<p>Yaşanan bu durumdan etkilenmemek için bazı önlemlerin alınmasının şart olduğunun altını çizen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, şunları anlattı:&nbsp;</p>
<p>“Öncelikle maske ve hijyen önlemlerine karşı dikkatimizi yoğunlaştırmalıyız. Özellikle, otobüs, metro, metrobüs gibi toplu taşıma araçlarında, asansörde ve daha kalabalık yerlerde maske takmakta fayda var.&nbsp;Çünkü hafif belirtilerle seyreden kişiler bile birkaç metre alandaki herkese enfeksiyonu bulaştırabilir.&nbsp;Her ne kadar insanlar maske kullanmaktan bıkmış olsa da&nbsp;eğer yakın mesafede kapalı alanda bulunacaksa kesinlikle maske kullanılmasını öneriyorum.&nbsp;Bizim hastanelerimizde yeniden uygulamaya döndük. Açık havada bir metreden daha uzun mesafe bulunacaksa maske kullanmanın çok anlamı yoktur.&nbsp;Bunun yanında&nbsp;el yıkamak çok önemli.&nbsp;Çünkü dokunduğumuz her yerden virüsü alma riskimiz var. Bu nedenle el hijyeni konusuna aynı bir önem verilmeli. Bir diğer önemli konu da şu kış döneminde tokalaşma belki ama sarılıp öpüşmeyi özellikle risk gruplarında yapmamak gerekir.”</p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali/">Soğuk Algınlığı Salgınına Karşı Hangi Önlemler Alınmalı?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/soguk-alginligi-salginina-karsi-hangi-onlemler-alinmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz taramasıyla erken Parkinson teşhisi</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Aug 2023 19:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göz Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Göz]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2155</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere'de yapılan araştırmada, göz taramaları sayesinde Parkinson hastalığının henüz belirtileri ortaya çıkmadan tespit edilebileceği öne sürüldü.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi/">Göz taramasıyla erken Parkinson teşhisi</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BBC&#8217;nin haberine göre, Londra&#8217;daki Moorfields Göz Hastanesi ve University College London (UCL) Oftalmoloji Enstitüsü&#8217;nden araştırmacılar, retinadaki detayları incelemek için yapay zeka kullandı.  </p>
<p>Bilim insanları, 2008-2018 arası Londra&#8217;daki göz hastanelerine başvuran 40 yaş ve üzeri 154 bin 830 hastadan elde edilen retinanın ayrıntılı görüntülerini inceledi. </p>
<p>Optik Kehorans Göz Tomografisi (OCT) aracılığıyla elde edilen görüntülerin kullanıldığı araştırmada ayrıca, 40 ila 69 yaşları arasındaki 67 bin 311 sağlıklı gönüllü kişinin bilgilerini içeren veri tabanından yararlanıldı.  </p>
<p>ERKEN TEŞHİSTE YARDIMCI OLABİLİR  </p>
<p>Parkinson hastaları ile hasta olmayanların gözünde fiziksel farklılıkların bulunduğu saptanan araştırmada, Parkinson hastalarının, daha ince gangliyon hücre-dış plexiform tabakasına (GCIPL) sahip olduğu tespit edildi.  </p>
<p>Araştırmada, hastalığın semptomları henüz görülmeden bu taramayı yaptırmanın, hastalığın erken teşhis edilmesine yardımcı olabileceği öne sürüldü. </p>
<p>Göz taramalarından elde edilen verilerin daha önce Alzheimer ve şizofreni dahil olmak üzere diğer nörodejeneratif hastalıkların belirtilerinin ortaya çıkarılmasına da katkı sağladığı kaydedildi.  </p>
<p>GÖZ TARAMASINDA YENİ KEŞİFLER  </p>
<p>Araştırma ekibinden Moorfields Göz Hastanesi klinik araştırma görevlisi Siegfried Wagner, basına yaptığı açıklamada, &#8220;Göz taramaları yoluyla keşfedebileceklerimiz karşısında hayrete düşmeye devam ediyorum.&#8221; ifadesini kullandı.  </p>
<p>Wagner, bazı hastalıkları belirtileri ortaya çıkmadan tespit etmenin, gelecekte insanların yaşam tarzlarını değiştirerek hastalığın önüne geçmeleri anlamı taşıdığını söyledi. </p>
<p>Moorfields Göz Hastanesi Tıbbi Direktörü Louisa Wickham, daha geniş bir popülasyonda görüntüleme kullanmanın &#8220;gelecekte halk sağlığı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabileceğini&#8221; kaydetti.  </p>
<p>Araştırmanın sonuçları, &#8220;Neurology&#8221; dergisinde yayımlandı.&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi/">Göz taramasıyla erken Parkinson teşhisi</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/goz-taramasiyla-erken-parkinson-teshisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalıcı ses kısıklığına ameliyatsız çözüm</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Ses]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Teli]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Teli Felci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2143</guid>

					<description><![CDATA[<p>AKCİĞER kanseri, guatr, şah damarı veya boyun fıtığı ameliyatları, grip, hatta Covid nedeniyle kalıcı ses kısıklığı yaşanabiliyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum/">Kalıcı ses kısıklığına ameliyatsız çözüm</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<p>AKCİĞER kanseri, guatr, şah damarı veya boyun fıtığı ameliyatları, grip, hatta covid nedeniyle kalıcı ses kısıklığı yaşanabiliyor. Tek taraflı ses teli felci ile seyreden ses kısıklığının tedavisi ise ameliyata uygun olmayan bazı hasta gruplarında sakinleştirici bile verilmeden, muayene eder gibi yapılabilen ses teli dolgusu ile mümkün. Hastalar, ses teli dolgusu ile birkaç dakika içinde seslerine kavuşuyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği&#8217;nden Doç. Dr. Necati Enver, son birkaç yıldır en çok Covid sonrası yaşanan ses kayıpları nedeniyle bu işlemi uyguladıklarını kaydetti.</p>
<p><b>&#8220;COVID, SES TELİNİ DE FELÇ EDEBİLİYOR&#8221;</b></p>
<p>Ses teli felcine neden olan durumları özetleyen Doç. Dr. Enver, şu bilgileri verdi: &#8221; Ses kısıklıkları aslında pek çok nedene bağlı olabilir. Bu nedenlerin arasında ses teli felci de geliyor. &nbsp;Ses teli felci, akciğer kanserine, guatr (tiroid) veya boyun fıtığı ameliyatlarına, şahdamarı ameliyatlarına bağlı olabiliyor. Bazen hiçbir nedeni olmadan, grip, nezle sonrasında, Covid sonrasında karşımıza çıkabiliyor. Covid&#8217;e bağlı ses teli felçlerini özellikle son 3 yıldır çok sık görüyoruz. Bu durumlarda tedavi olarak pek çok imkana sahibiz. Bunlar arasında da en sık kullandığımız şey ses teli dolgusu ve ses teli implantı. Ancak ses teli implantı, ameliyatla yapılıyor. Ses teli dolgusu da aslında uzun yıllardır ameliyathane şartlarında yapılagelmiş bir uygulama; ama biz ses teli dolgusunu, ameliyatsız, uyanık bir şekilde, sakinleştirici bile vermeden birkaç dakika içinde yapabiliyoruz.&#8221;</p>
<p><b>&#8220;DUDAK DOLGUSU GİBİ SES TELİNİ ŞİŞMANLATIYORUZ&#8221;</b></p>
</p>
<p>Ses teli dolgusunun her ses kısıklığına uygun olmadığının altını da çizen Doç. Dr. Enver,&#8221; Ses teli dolgusunu yapabildğimz hastalar, ses telinin birinin tek taraflı olarak çalışmadığı ya da ses tellerinin iyi kapanamadığı hastalar, ameliyata girmesi riskli olan, ileri yaştaki hastalar, kan sulandırıcı kullananlar, boyun fıtığı nedeniyle boynunu hareket ettiremeyen hastalarda bu işlemi yapma şansını elde etmiş oluyoruz. Boyundan bir iğne ile ses teline ulaşıyoruz ve aynı dudak dolgusunda dudağı şişmanlatmak gibi, ses telinin biraz daha şişman olmasını sağlıyoruz. Bu sayede de tek taraflı ses teli felci olan hastaların seslerinin daha gür çıkmasını, seslerine yeniden kavuşmasını, hayata yeniden kavuşmasını sağlıyoruz. Ses kısıklığı aslında bizi toplumdan, hayattan kısıtlayan çok önemli bir sorun. Çünkü her yere sesimizle girip sesimizle çıkıyoruz. Sesi iyileştirmek o nedenle çok önemli&#8221; dedi.</p>
<p><b>&#8220;YILLARCA TEDAVİSİ YOK SANILIYORDU&#8221;</b></p>
</p>
<p>Ses kısıklığının yıllarca tedavisi olmayan bir hastalık olarak bilindiğini ancak bu yöntemlerle aslında çok kolayca tedavi edilebildiğini kaydeden Doç. Dr. Enver, sözlerini şöyle noktaladı: &#8220;Her ses kısıklığının tedavisi tabi ki ses teli dolgusu değil. Ses teli dolgusu, ses kısıklığında özelikle ses teli felcinde en iyi ve en pratik tedavi yöntemlerimizden bir tanesi. Yılllarca bbu tedavisiz bir hastalık olarak bilindi. Ses teli tedavisiz bir hastalık değil ses teli felcinin bir tedavisi var. Ses teli dolgusunu ses teli felcinden bir gün son ra da yapabiliyoruz 20 yıl sonra da yapabiliyoruz. İki uçta da hastalarım var. Tabii ki erken dönemde yapıp hastamızı en kısa sürede sesine kavuşturmayı çok istiyoruz; ama üstünden yıllar geçse bile ses teli dolgusu için geç değil. Her yaşta, her dönemde yapılabilir. Dolgu maddesi gereği, geçici etkiye sahiptir. Bu etki kişiden kişiye değişir. 6 ay ile&nbsp;1 yıl arasında süre arasında etkisini gösteriyor. Bazı hastalarda ise bir kez yaptıktan sonra bile ek bir işleme gerek kalmıyor ama bazı hastalarda kalıcı hale getirmek için ses teli implantı yapmak gerekiyor. Eğer hastamız ameliyat olmak isterse ses teli implantıyla devam ediyoruz.Bazı hastalarımızda kendi tıbbi durumları itibariyle birkaç kez daha dolgu olmayı tercih ediyorlar. Onlara da dolgu yaparak devam edebiliyoruz. &#8220;</p>
<p><b>BİR YIL SESİ GERİ GELSİN DİYE BEKLEDİ</b></p>
</p>
<p>Yaklaşık bir yıl önce geçirdiği ağır bir by-pass ameliyatı sonrası şah damarının etkilenmesiyle o bölgeden geçen ses teli siniri etkilenen ve sesi iletişim kuramayacak kadar kısılan 45 yaşındaki Cemal Beyaz, 1 yıl boyunca sesinin geri gelmesini bekledi. Sesi geri gelmeyince ses teli dolgusu ile tedavi olmak üzere Doç. Dr. Enver&#8217;e başvurdu ve birkaç dakika içinde sesine kavuştu. Beyaz, şunları söyledi: &#8220;Yaklaşık 1 sene öncesinden ağır bir by-pass ameliyatı geçirdim. Ondan sonda ses kaybına uğradım. Sesle ilgili 1 sene beklemem gerektiğini söylediler. O süre zarfında gelebilir düye düşündüler. Necati Hocamın muayenesi sonrası, ses telimde sol tarafımın tamamen felç olduğunu öğrenince böyle bir işlem yapılmasına karar verdik. Sessiz ortamlarda iletişim kurmakta herhangi bir sıkıntı yaşamıyordum ama kalabalık, gürültülü ortamlarda iletişim problemi yaşadım. Karşı tarafa isteklerimi aktaramadım. Şimdi sesim Necati Hocamın sayesinde iyi oldu &#8220;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum/">Kalıcı ses kısıklığına ameliyatsız çözüm</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/kalici-ses-kisikligina-ameliyatsiz-cozum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjisine İyi Gelebilecek 14 Öneri</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2023 19:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Alerji]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar Alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Burun]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Polen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baharın habercisi olan havaların ısınması, çiçeklerin açması ve ağaçların yeşermesi beraberinde bahar alerjisini de getiriyor. Saman nezlesi ya da alerjik rinit olarak da bilinen bahar alerjisi en çok çayır, çiçek ve ağaç polenlerinden kaynaklanıyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri/">Bahar Alerjisine İyi Gelebilecek 14 Öneri</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baharın habercisi olan havaların ısınması, çiçeklerin açması ve ağaçların yeşermesi beraberinde bahar alerjisini de getiriyor. Saman nezlesi ya da alerjik rinit olarak da bilinen bahar alerjisi en çok çayır, çiçek ve ağaç polenlerinden kaynaklanıyor. Hapşırma, göz kaşıntısı, burnu tıkanıklığı gibi belirtileri olan ve bazı durumlarda başka hastalıklarla da karışabilen bahar alerjisinin tanısı için alerji deri testi yapılması gerekiyor. Tedavi edilmediğinde astıma dönüşebilen bahar alerjisine karşı alınacak önlemler ise hastalığın daha hafif geçmesine yardımcı oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Selda Kaya, bahar alerjisi ve alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p>
<p><strong>3 yaş üstü çocuklar ve erişkinleri etkiler</strong></p>
<p>Bu aylarda çiçek tozları denilen çayır, çiçek ve ağaç polenlerinin havada dolaşımı artış gösterirken, polen alerjisi olan kişilerde de alerjik rinit belirtileri görülmektedir. Saman nezlesi olarak da bilinen bahar alerjisinin toplumda izlenme sıklığı ise yüzde 15-30 oranında değişirken, bu rahatsızlık daha çok 3 yaş ve üstü çocuklar ile erişkinleri etkilemektedir.&nbsp;</p>
<p><strong>Çayır, çiçek ve ağaç polenlerine dikkat!</strong></p>
<p>Alerjinin ortaya çıkma sebebi tam olarak bilinmese de yapılan araştırmalar, bazı özelliklere sahip kişilerde çeşitli maddelere alerjik reaksiyon gelişebildiğini göstermektedir. Özellikle genetik geçiş, bahar alerjisinin gelişmesinde risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bahar alerjisinin ortaya çıkma zamanı ve şiddeti, ilgili alerjen maddenin ortamda bulunma yoğunluğuyla yakından ilişkilidir. Bahar alerjisi yaygın olarak mevsim geçişlerinde görülmekle birlikte, bu alerjiyi tetikleyen en önemli etken çayır, çiçek ve ağaç polenleri olmaktadır. Ağaç polenlerine alerjisi olanlar erken bahar aylarında, çimen alerjisi olanlar baharın son dönemi ile yaz aylarında alerjik reaksiyon göstermektedir.&nbsp;</p>
<p><strong>Göz kaşıntısı ve burun tıkanıklığı sık görülen belirtilerdendir</strong></p>
<p>Genellikle her yıl belirli zaman diliminde tekrarlayan bahar alerjisinin başlıca belirtileri arasında hapşırma, burun tıkanıklığı, burun akması, burun kaşıntısı, kaşıntılı sulu gözler, ağız veya boğaz kaşıntısı, göğüste sıkışma bulunmaktadır. Bununla birlikte baş ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum, öksürme ve bazı kişilerde koku ve tat duyusunun azalması ise daha az görülen semptomlar arasında yer almaktadır.&nbsp;</p>
<p><strong>Alerji deri testi ve kan testleri ile tanı konulmalıdır</strong></p>
<p>Mikropların sebep olduğu hastalıklarla karışabilen bahar alerjisinin tanısı ayrıntılı muayenenin yanı sıra alerji deri testi veya kan testleri ile konulmalıdır. Bunlara ek olarak kantitatif Ig tespiti, serum total Ig E, allerjene özgü I gE solunum fonksiyon testleri de hasta özelinde istenebilmektedir.&nbsp;</p>
<p><strong>Alerjenlere maruziyet azaltılmalı&nbsp;</strong></p>
<p>Bahar alerjisinin yarattığı şikayetleri önlemenin en iyi yolu alerjenlerden kaçınmaktır. Polenlerin yoğun olduğu yerlerde az zaman geçirmek, gündüz camları kapalı tutmak, eve gelince duş almak yararlı olmakta; bununla birlikte tedavide antihistaminik antialerjik ilaçlar, burun spreyleri ve alerji aşıları kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Tedavi edilmeyen alerji astıma neden olur</strong></p>
<p>Uygun tedavi ve takip ile kontrol altına alınmayan bahar alerjisi astıma neden olabilmektedir. Toplumun ortalama yüzde 10’unda görülen astımın en önemli nedeni alerjidir. Astım ise düzenli takip ve tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.&nbsp;</p>
<p><strong>Bahar alerjisine karşı alınacak önlemler&nbsp;</strong></p>
<ul>
<li>Alerjenlerin bulunduğu ortamdan uzaklaşılmalı,&nbsp;&nbsp;</li>
<li>Alerji mevsimi öncesi doktor kontrolüne gidilmeli ve uygun ilaçlara başlanmalı,</li>
<li>Dışarıda geçirilen zaman kısıtlanmalı,&nbsp;</li>
<li>Klima kullanılmadan önce temizliği yapılmalı,&nbsp;</li>
<li>Burun tuzlu su ile hazırlanan gargara veya steril spreyler ile sık sık temizlenmeli,</li>
<li>Yeterli miktarda sıvı tüketilmeli,</li>
<li>Kıyafet, ayakkabı, saç aksesuarı gibi eşyalar değiştirilerek alerjenler evin dışında bırakılmalı ve duş alınmalı,</li>
<li>Dışarıda giyilen ayakkabı veya terlikler kapının dışında bırakılmalı veya kapalı bir dolaba kaldırılmalı,</li>
<li>Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda maske takılmalı,&nbsp;</li>
<li>Sağlıklı beslenilmeli ve bağışıklık desteklenmeli. Her öğünde mutlaka en az bir adet taze meyve ve sebze tüketilmeli,</li>
<li>Üzüm, elma, portakal ve domates gibi alerji belirtilerini artıran gıdalar dikkatli tüketilmeli,</li>
<li>Bulunulan ortamdaki nem buhar makineleri ile uygun seviyeye getirilmeli,</li>
<li>Sigaradan uzak durulmalı,</li>
<li>Polenler çamaşırlara yapışabildiğinden çamaşırlar dışarıda kurutulmamalıdır.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri/">Bahar Alerjisine İyi Gelebilecek 14 Öneri</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/bahar-alerjisine-iyi-gelebilecek-14-oneri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
