<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ruh Sağlığı - Doktordan Bilgiler</title>
	<atom:link href="https://doktordanbilgiler.com/category/ruh-sagligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<description>Kulaktan dolma değil, uzmanından...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://doktordanbilgiler.com/wp-content/uploads/2021/10/cropped-doctor-bilgiler-32x32.png</url>
	<title>Ruh Sağlığı - Doktordan Bilgiler</title>
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken&nbsp;Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan&nbsp;Klinik Psikolog Cumali Aydın,&nbsp;“Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor.&nbsp;</p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.&nbsp; Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.”&nbsp;<br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor&nbsp;<br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu&nbsp; söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.&nbsp; Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.&nbsp; Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil sonrası okula dönüşte çocuklar kaygı yaşayabilir!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 18:15:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Önem]]></category>
		<category><![CDATA[Süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2323</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların ikinci döneminin başlamasın bazı çocuklar için kaygı verici olabileceğini belirten uzmanlar, okul temposuna tekrar adapte olmaya çalışmanın psikolojik etkiler oluşturabileceğini söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir/">Tatil sonrası okula dönüşte çocuklar kaygı yaşayabilir!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tatil sonrası rutinlere adapte olma sürecinde ailelerin çocuklarına sabırlı ve anlayışlı yaklaşmasının büyük önem taşıdığına vurgu yapan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu süreçte ailelerin aşırı baskıcı olmaktan kaçınması gerekir. Bu durum çocukları çok fazla strese sokabilir.” uyarısında bulundu.&nbsp;Çocukların motivasyonunu artırmak için başarıyı sadece akademik notlarla değil, sosyal beceriler ve kişisel gelişimle de değerlendirmek gerektiğini dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, yıl sonunda sınava girecek çocuklardaki kaygıyı azaltmak için ise&nbsp;gerçekçi beklentiler oluşturulması ve ders dışında rahatlatıcı aktivitelerin teşvik edilmesi gerektiğine dikkat çekti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2. eğitim-öğretim döneminin başlamasıyla çocukların yaşayabileceği sorunlara değindi ve ailelere önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Okula dönüş bazı çocuklar için kaygı verici olabilir…</strong></p>
<p>Okulların ikinci döneminin başlamasının çocuklar için hem heyecan verici hem de kaygı verici olabileceğine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “2 haftalık bir tatil sonrası okul temposuna tekrar adapte olmak, akademik ve sosyal olarak tekrardan uyum sağlamak çocuklar üzerinde farklı psikolojik etkiler yaratabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı çocukların okula dönüşü heyecanla beklerken, bazılarının isteksizlik ya da kaygı yaşayabileceğine değinen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, ailelerin bu dönemde tutumlarının çok önemli olduğunu, çocuklarını desteklemeleri, onların motivasyonlarını artırmaları ve sınav kaygısını en aza indirmeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Çocuk okula dönmek istemiyorsa, nedenleri anlayışla dinlenmeli…</strong></p>
<p>Tatil süresince günlük rutinleri değişen çocukların tekrar okula uyum sağlamalarının zaman alabileceğini dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu nedenle, okula dönüş sürecinde ailelerin çocuklarına karşı sabırlı ve anlayışlı olması gerekir.” dedi ve neler yapılabileceğini şöyle açıkladı:</p>
<p>“Tatil döneminde bozulan uyku düzeninin yeniden oluşturulması için yatma ve kalkma saatleri aşamalı olarak düzenlenebilir. Okulun sadece akademik başarı için değil, aynı zamanda kişisel gelişim, sosyal becerilerin gelişimi ve yeni deneyimler kazanmak için önemli bir alan olduğu vurgulanmalı. Çocukların okulda yaşadığı olumlu veya olumsuz deneyimleri anlatmaları için teşvik edilmesi, onların kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlar. Çocuklara ‘Bugün okul nasıl geçti?’ yerine ‘Bugün okulda kaygılandığın bir şey oldu mu? Bugün heyecanlandığın şey oldu mu?’ gibi sorular sorulabilir. Çocuk okula dönmek istemiyorsa, bunun nedenleri anlayışla dinlenmeli ve çözüm yolları birlikte aranmalı.</p>
<p>Çocukların kısa vadeli başarılar elde etmesi, motivasyonlarını artırabilir. Örneğin, haftalık ders hedefleri belirlemek, her gün belirli bir süre kitap okumak gibi küçük adımlarla başarı hissi kazanmaları sağlanabilir. Çocukların okulda yaşadıkları hakkında konuşmaları teşvik edilmeli ve duygularını paylaşmalarına olanak tanınmalı. Çocukların arkadaşlarıyla vakit geçirmesi teşvik edilmeli. Sosyal becerilerini geliştirmeleri için onları kulüplere, etkinliklere veya takım çalışmalarına yönlendirmek faydalı olabilir. Yeni dönemle birlikte oluşabilecek sosyal kaygılar konusunda destekleyici ve anlayışlı olunmalı. İlk haftalarda yoğun akademik beklentiler çocuk üzerinde strese neden olabilir.”</p>
<p><strong>Çocukların stres ve kaygılarını gözlemlemek önemli…</strong></p>
<p>Çocukların akademik başarısını desteklemenin en önemli yollarından birinin, onlara hedef belirleme konusunda rehberlik etmek olduğuna vurgu yapan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Ancak, bu süreçte ailelerin aşırı baskıcı olmaktan kaçınması gerekir. Bu durum çocukları çok fazla strese sokabilir.” dedi.&nbsp;</p>
<p>Hedef belirleme sürecinde ailelerin öncelikle, çocuğun ilgi ve yeteneklerine uygun hedefler koymasını sağlaması gerektiğini dile getiren&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Başarıyı yalnızca akademik notlarla ölçmemek, sosyal beceriler ve kişisel gelişimi desteklemek önemli bir diğer nokta. Çocuğun çabalarını takdir etmek motivasyonunu da artırır. Çocukların kendilerini ifade etmelerine ve duygularını paylaşmalarına alan açılmalı.&nbsp;Çocuklar kendi güçlü yanlarını keşfetmeli ve ilgilerini çeken alanlarda gelişmeleri desteklenmeli.&nbsp;Başarıyı sadece notlarla değil, gelişim süreçleriyle değerlendirmek önemli.&nbsp;Çocukların gelişimlerini gözlemlemek ve ilerlemelerini takdir etmek motivasyonu artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Çocukların stres ve kaygılarını gözlemlemenin ve onları yargılamadan dinlemenin de önemli olduğuna dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, baskıcı ve kıyaslayıcı yaklaşımların, çocukların motivasyonunu düşürebileceğini ve özgüvenlerini zedeleyebileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Çocuğun sadece ders odaklı bir hayat yaşamasının önüne geçilmeli&nbsp;</strong></p>
<p>Özellikle sene sonu yaklaştıkça, sınavlara hazırlanan öğrencilerde kaygının artabileceğinin de altını çizen&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocukların sınav kaygısının azalmasında aile desteğinin önemini yineledi.&nbsp;</p>
<p>Gerçekçi beklentiler oluşturulması ve başarının sadece sınav sonuçlarıyla ölçülmediğinin vurgulanması gerektiğini ifade eden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocukların sürekli ders çalışmasını beklemek yerine, verimli çalışma saatleri oluşturulmalı ve düzenli molalar verilmeli.&nbsp;Evde tek gündem sınav ve ders olmamalı. Spor, sanat, doğa yürüyüşleri gibi rahatlatıcı aktiviteler teşvik edilerek çocuğun sadece ders odaklı bir hayat yaşamasının önüne geçilmeli. Düzenli çalışma alışkanlıkları kazandırılmalı ve aşırı stres oluşturmadan planlı bir şekilde ders çalışmaları teşvik edilmeli.&nbsp;Başarının sadece sınav sonuçlarına bağlı olmadığı, hayatın birçok farklı başarı alanı sunduğu anlatılmalı.</p>
<p>Aileler, çocuklarının akademik ve duygusal süreçlerinde önemli bir role sahip. En büyük destekçileri ebeveynleri ve onların sevgisini, güvenini hissetmek çocukların kendilerine duyduğu güveni de artırır.”</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir/">Tatil sonrası okula dönüşte çocuklar kaygı yaşayabilir!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/tatil-sonrasi-okula-donuste-cocuklar-kaygi-yasayabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Melankolide kişi iç dünyasında yalnızlaşıyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2024 09:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[Yağız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gizemli bir duygu hali olan melankoli, sıklıkla hüzünle eş anlamlı olarak kullanılsa da uzmanlar bu kelimenin depresyon ve hüzün arasında farklı bir kavram olduğunu belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor/">Melankolide kişi iç dünyasında yalnızlaşıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gizemli bir duygu hali olan melankoli, sıklıkla hüzünle eş anlamlı olarak kullanılsa da uzmanlar bu kelimenin depresyon ve hüzün arasında farklı bir kavram olduğunu belirtiyor. Melankoli kişinin kendisini yataktan kaldıracak sebebi dahi bulamadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Hayatta ve ayakta kalacak hedefler yok olmaya başlar melankolide, bu noktada depresyonla örtüşen taraflar vardır. Melankolik depresyon ise depresyonun çok ağır bir türüdür.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, melankoli hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, sanatçı Erol Evgin’in seslendirdiği şarkıda ‘’Dipsiz bir kuyu gibi karardı dünya’’ dediğini hatırlatarak, “Melankoli tam da dünyamızın dipsiz bir kuyu gibi kararması aslında, zaman zaman melankoli kelimesini biz hüzün gibi kullansak da melankoli, depresyon ve hüzün arasında kavramsal olarak farklar vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Derin acılı bir mutsuzluk, umutsuzluk var…</strong></p>
<p>&nbsp;Melankoli kelimesinin Milattan Önce 400’lü yıllardan itibaren Hipokrat tarafından bir takım ruhsal hastalıkları tanımlamak için kullanılan kadim bir kelime olarak karşımıza çıktığını anlatan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Özellikle tarih boyunca sanat ve felsefe açısından yaratıcılığın ön koşulu gibi görülüp romantize edilse de psikolojik açıdan değerlendirdiğimizde çok acı verici bir tablo karşımıza çıkar. Keder, derin acılı bir mutsuzluk, umutsuzluk, kişinin sevme kapasitesinin kaybı, hüzün, dış dünyaya karşı ilgisizlik, basit gündelik aktivitelerden kaçınmalar da bulunması, kendisine yönelmiş suçluluk duyguları, öz saygını azalması gibi belirtiler söz konusu melankolide.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Melankolik depresyon depresyonun çok ağır bir türü</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, bu kelimenin zamanın ruhuna göre de anlamını değiştiren bir kelime olduğunu, melankolik depresyon olarak ele alındığında duygu durumunda melankolinin depresyonla örtüşen taraflarının var olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Biz melankoliye baktığımızda kişinin egosundan, benliğinde, o enaniyetinde büyük ölçüde bir zayıflama görürüz. Ego boş ve değersiz haldedir. Kişi adeta cezalandırılmayı bekleyen, kendini kötüleyen, eleştiren bir haldedir. Melankoli kişi kendisini yataktan kaldıracak sebebi dahi bulamaz. Hayatta ve ayakta kalacak hedefler yok olmaya başlar melankolide, bu noktada depresyonla örtüşen taraflar vardır. Melankolik depresyon ise depresyonun çok ağır bir türüdür. Özellikle melankoli içerisindeki kişide terk edilmişlikle dolu bir ruh hali vardır. Yalnızlıkla örülmüştür. Ruhu kasvet, iç sıkıntısı umutsuzluk, karamsarlık tüm bunlar melankolik depresyonda gördüğümüz belirtilerdir.”</p>
<p><strong>Freud melankoliyi acı verici bir yara gibi tarif ediyor</strong></p>
<p>Freud’un melankoliyi “Kişinin kendilik değerinde bir düşüş vardır, kişi kendi ihtiyaçlarından ve arzularından uzaklaşmaya neredeyse sebep olan bir geri çekilme biçimine girer; benliği ıssızlaşır, güçsüzleşir’’ diye acı verici bir yara gibi tarif ettiğini anlatan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Bu noktada depresyonla melankoliyi karşılaştırdığımızda melankoli ne hüzün diye hafifletebileceğimiz bir durumdur ne de depresyondaki belirtilerle tek başına karakterizdir. Melankoli aslında depresyonun ağır halidir.” dedi.</p>
<p><strong>Kişide belirgin zayıflama, halsizlik görülür</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, melankoli kişinin ruhsal durumundaki çökkünlükten ziyade fiziksel belirtilerin de görüldüğünü ifade ederek, “Kişinin hareketlerinde yavaşlama söz konusudur. Bununla birlikte kişinin önceden yapmayı sevdiği şeylerden hoşlanmadığı, keyif almadığı bu sebeple davranışsal olarak birtakım kaçınmalar yaşadığı görülür. Gittikçe dış gerçeklikten iç gerçekliğe doğru kapandığı birtakım davranışsal bozulmalar da görülür. İştahsızlık, uykusuzluk gibi fizyolojik belirtiler de olur. Kişide belirgin zayıflama, halsizlik, postüründe içe kapanık pozisyon karşımıza çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Çevresel stres faktörlerinin melankoliyi de depresyonu da etkilediğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Dolayısıyla deneyimlediğimiz her şey melankolik bir ruh haline girmemize etki gösterebilir. Mizacımızın bir etkisi vardır, genetiğimizin bir etkisi vardır, çevresel faktörlerin de etkisi vardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Depresif belirtiler geçicidir, kişinin karakterini değiştirmez</strong></p>
<p>Melankolide kişinin iç dünyasında yalnızlık ve sıkıntı olduğunu, neredeyse zihinsel uğraşısının da sadece kendisiyle ilgili olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Tüm zihinsel uğraşları da ona suçluluk, pişmanlık gibi duyguları hissettiren, yaralayan hatta neredeyse cezalandırılma arzusu doğuran şekilde işgalci düşüncelerdir. Kişi melankolik bir depresyondaysa bu depresif belirtileri onun kişilik özellikleriyle karıştırmamamız gerekiyor. Depresif belirtiler geçicidir, kişinin karakterini değiştirmez. &nbsp;Bu durumda kişilik özellikleriyle hastalığı ayırt etmek durumundayız.” dedi.</p>
<p><strong>Güneş ışığının daha az ve günlerin daha kısa olması melankoliyi etkiliyor</strong></p>
<p>Hormonlar, mevsimsel değişiklikler, yaşamımızdaki çevresel streslerin artması karşısında melankolinin etkilenebildiğini de söyleyen Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Bununla birlikte melankolinin şiddeti etkilenebilir. Yastayken sevdiğimiz bir nesnenin somut olarak kaybını yaşarız, fakat melankolide gerçeklikte var olan sevdiğimiz bir nesnenin kaybından ziyade bunu kaybetme ihtimali gibi daha soyut bir düzlem söz konusudur. Her ikisinde de ortak birçok nokta vardır. Hissedilen duygular birtakım güçlükler gibi. Fakat ayrıştıkları nokta özellikle yasta sevilen bir kişinin somut olarak kaybının yaşanmasıdır. Melankolide kişi daha çok iç dünyasında yalnızlaşır.” şeklinde devam etti.</p>
<p>Güneş ışığının daha az olması ve günlerin daha kısa olmasının melankoliyi etkileyip etkilemediğine ilişkin de Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, “Elbette etkilemektedir. Klinik açıdan değerlendirdiğimizde sonbahar, kış ayları itibariyle depresyon artmaktadır.” dedi.&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor/">Melankolide kişi iç dünyasında yalnızlaşıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/melankolide-kisi-ic-dunyasinda-yalnizlasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak yoga depresyonu yenmeye yardımcı oluyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Oct 2023 13:26:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yoga]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Klinik bir araştırma, sıcak yoganın şiddetli depresyon semptomlarını önemli ölçüde azaltabildiğini buldu.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor/">Sıcak yoga depresyonu yenmeye yardımcı oluyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’deki Massachusetts Genel Hastanesi tarafından yapılan çalışmada, pozların 40°C’ye kadar ısıtılan nemli odalarda uygulandığı düzenli Bikram yoga derslerinin, depresyonlu hastaları iyileştirebilecek etkili bir tedavi seçeneği olduğu açıklandı.</p>
<p>Araştırma için, orta ila şiddetli depresyonu olan 80 yetişkin rastgele iki gruba ayrıldı. Yarısı haftada iki kez 90 dakikalık sıcak yoga seanslarına giderken, diğer gruba bekleme listesine alındıkları ve herhangi bir tedavi görmedikleri söylendi.</p>
<p>Sekiz hafta sonra, yoga yapanların yüzde 44’ü semptomlarda büyük ölçüde bir iyileşme gördü. Kontrol grubunda bu oran yüzde 6 idi. İlk grup bu büyük iyileşmenin ardından artık depresif olarak sınıflandırılmadı.</p>
<p><b>HAFTADA BİR KEZ BİLE İŞE YARADI</b></p>
<p>Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre haftada yalnızca bir kez sıcak yoga seanslarına katılanlarda bile depresif belirtiler azaldı.</p>
<p>Harvard Tıp Fakültesi’nde psikiyatri yardımcı doçenti ve çalışmanın başyazarı Maren Nyer, “Yoga ve ısıya dayalı müdahaleler, ilaç temelli olmayan bir yaklaşım sağlayarak depresyonlu hastaların tedavisinin gidişatını potansiyel olarak değiştirebilir. Bonus olarak ek fiziksel faydalar da sağlar.”</p>
<p>“Depresyonda gözlemlediğimiz klinik etkilere her bir unsurun (ısı ve yoga) spesifik katkılarını belirlemek amacıyla yeni çalışmalar geliştiriyoruz.” dedi.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor/">Sıcak yoga depresyonu yenmeye yardımcı oluyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/sicak-yoga-depresyonu-yenmeye-yardimci-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutluluk Tepesine Çıkarken Çaba Şart&#8230;</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 07:52:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü gibi günlerin farkındalık oluşmasını amaçladığını ifade ederek, “Ruh sağlığı konusunda da farkındalığa çok ihtiyaç var.” dedi</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart/">Mutluluk Tepesine Çıkarken Çaba Şart…</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü gibi günlerin farkındalık oluşmasını amaçladığını ifade ederek, “Ruh sağlığı konusunda da farkındalığa çok ihtiyaç var.” dedi.</p>
<p><strong>Kişi güçlü ve zayıf yönlerini bilmeli!</strong></p>
<p>Ruh sağlığının birinci aşamasının özbilinç yani kendini tanıma, ikinci aşamasının özyönetim, kendini yönetme, üçüncüsünün karşı tarafı tanıma, empati, dördüncüsünün de ilişki yönetimi olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, insanın ‘Benim güçlü yönlerim ne, zayıf yönlerim ne?’ sorusunun cevabını bilmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p>Ruh sağlığı deyince ‘Hoşuna giden şeyi yap, mutsuz eden şeyden kaç, bir şey seni mutsuz ediyorsa bırak, hayatını yaşa, çocuğun seni mutsuz ediyorsa bırak hayatını yaşa’ gibi durumların akla gelmemesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Böyle bir hayat yok. Bu insanı son derece bencil yapıyor. Bireysel narsizmi, sosyal narsizmi geliştiriyor. Bu çok tehlikeli. Bu insanları yalnızlığa ve mutsuzluğa götürüyor. Bunun sonucunda depresyon artıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Mutsuzluktan kaçmak yerine ‘nasıl aşarım’ demeli!</strong></p>
<p>Modernist yanılgının insanlığın yaşam felsefesini değiştirdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Şimdi bu psikoswot analizini (kişilerin ya da kurumların belli bir amaca yönelik aksiyon almadan önce güçlü ve zayıf olan taraflarını keşfedip var olan fırsatları ve tehditleri göz önünde bulundurması) ele alalım. İmkan ve fırsatları değerlendirmek için önce amacı bilmemiz lazım. O amaca giderken önüme çıkabilecek fırsatlar nelerdir, tehditler nelerdir, imkanlar nelerdir? Bunları bilebilmek için önce yaşam amacının olması lazım, yaşam hedeflerinin olması lazım, hedefleri olan bir kişi böyle durumlarda hedefe giderken önüne bir mutsuzluk çıktıysa ‘Ben bu mutsuzluktan kaçmak yerine nasıl aşarım’ diye gitmesi lazım. Mutluluk tepesine çıkarken el cepte çıkılmıyor, böyle çiçekli yollardan çıkılmıyor, emek vermek, yorulmak, terlemek istiyor. Mutluluk bir hedefse, tepeyse, zirveyse, ulaşacaksak oraya yatırım yapmak gerekiyor.”</p>
<p><strong>Ergenlik 25-30 yaşına uzadı…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, uzamış ergenliğin tüm dünyada salgın halinde olduğuna işaret ederek, “Ergenlik uzamış 25-30 yaşına gelmiş. İçindeki çocuk daha 10-15 yaşında. Bakıyorsun içindeki çocuk o mutluluk tuzağına hemen düşebiliyor, ilgi gösterene aşık olabiliyor mesela. Temel değerleri olmayan aykırı şeyler yapabiliyor, ahlak normlarına uygun olmayan şeyler yapabiliyor. Duygu regülasyonu yapamıyor bu kişiler, yani duygularını düzenleyemiyor. Hayat demek, kurallı yaşam demek.” diye anlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ruh sağlığının insanın yaşama hakkı olduğunu belirterek, dünyada maddi refahın arttığını ama psikolojik refahın yerlerde süründüğünü, intiharlar ve boşanmaların arttığını, Türkiye’nin de bu yönde ilerlediğini söyledi.</p>
<p>Eskiden kültürel normları ailelerin, şimdi ise medyanın öğrettiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu an dünyanın tamamen haz odaklı, tüketim çılgınlığına ve lükse düşkün, egonun şişirildiği bir çağ olduğunu anlattı.</p>
<p><strong>Egoizm çağı…</strong></p>
<p>Egoizmin insanlık tarihinde bu kadar küreselleştiği bir dönem olmadığını da dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Onun için bu çağa enaniyet çağı, yani kişinin kendisini ve çıkarlarını başkalarınınkinden üstün tutması, bencillik etmesi diyorlar.” diye konuştu.</p>
<p>Egoizmin olduğu yerde de mutluluğun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, mutluluğun şuyun olsa mutlu olursun diye dış nedenlere bağlandığını halbuki mutluluğun iç nedenli olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anda yaşamanın ve bugünün kıymetini bilmenin önemine vurgu yaparak, “Geçmişten öğrenecek insanoğlu, geleceğe bakacak ama bugünü yaşayacak. Yaşam felsefesini böyle olması lazım, yoksa entelektüel enerjimizi, zihinsel enerjimizi boşa harcamış oluyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Eğitimli insanların çocuklarına bakın…</strong></p>
<p>Kendinden sonraki kuşağı iyi eğitmenin gereğine de işaret ederek, “Osmanlılar en uzun şeyi adaletle yapmışlar. Mesela şu anda başarılı bir yerde olan, profesör, şu bu olmuş insanlara bakın anne ve babaları çiftçidir, esnaftır… Çocuklarını öyle yetiştirmiştir. Ama şu anda o eğitimli insanların çocuklarına bakın, evden kaçıyordur, uyuşturucu kullanıyordur. Bu tamamen eğitim hatası başka bir şey değil. İşe, çalışmaya odaklanmış çocuğuyla ilgilenmiyor.” şeklinde anlattı.</p>
<p>Çocuğun anne babayla zaman geçirmesi gerektiğini de ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailede de ruh sağlığı önemli olduğunu, toplumun yapı taşı olan aile yoksa o toplum çökmeye mahkum olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Geleceğe yatırım; taşa toprağa değil, insana yapılan yatırımdır…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Birey ruh sağlığıyla birlikte aile ruh sağlığı, toplum ruh sağlığını da göz önüne almakta fayda var. Başka türlü geleceğimize yatırım yapamayız. Geleceğe yapılan yatırım, taşa toprağa yapılan yatırım değildir, insana yapılan yatırımdır.” dedi.&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart/">Mutluluk Tepesine Çıkarken Çaba Şart…</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/mutluluk-tepesine-cikarken-caba-sart/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik ameliyatlara rağmen bedenlerinden memnun değiller</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 16:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genç Kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Tarlacı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cerrahların, medyadaki güzellik temsilcilerinden etkilenen genç kadınları 'bıçak altına' girmeden önce test etmeleri ve psikososyal güvenliklerini doğrulamaları gerektiğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Araştırmalar bize, kadınların estetik bir işlem yaptırdıktan sonra bile yüzde 40'tan azının ameliyat sonrası vücutlarından memnun olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller/">Estetik ameliyatlara rağmen bedenlerinden memnun değiller</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cerrahların, medyadaki güzellik temsilcilerinden etkilenen genç kadınları &#8216;bıçak altına&#8217; girmeden önce test etmeleri ve psikososyal güvenliklerini doğrulamaları gerektiğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan&nbsp;Tarlacı, “Araştırmalar bize, kadınların estetik bir işlem yaptırdıktan sonra bile yüzde 40&#8217;tan azının ameliyat sonrası vücutlarından memnun olduğunu gösteriyor.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan&nbsp;Tarlacı: “Genç kadınlar, altta yatan öz şefkat kaygılarını gidermeden estetik ameliyatlara başvurmaya devam ederlerse, kendi bedenlerinden hiçbir zaman memnun olmayabilirler.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, yeni bir araştırmanın sosyal medyanın estetik ameliyat yaptırmada etkisini ve sonuçlarını anlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarlacı, Avustralya’da yapılan bu araştırmada, yüksek oranda sosyal medya kullanımı ile estetik cerrahinin kabulü arasında bir ilişkinin bulunduğunu ve bunda kendinde algılanan kusurların aşırı tanımlanmasının yani öz şefkat azlığının birincil belirleyici çıktığını anlattı.&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal medyanın ulaşılamaz güzellik standartları…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarlacı, şunları kaydetti:</p>
<p>“Genç kadınlar arasında vücut memnuniyetsizliğinin yaygınlığı, sosyal medyanın ulaşılamaz güzellik standartlarını teşvik etmesiyle uzun zamandır yaygın bir sorun. Sosyal medya kullanımındaki artışa paralel, estetik ameliyat olan genç kadınların sayısında da artış olması şaşırtıcı değil.”</p>
<p>Öz şefkat konusuna da değinen Prof. Dr. Tarlacı, ‘Kendine şefkatin, kusurları tarafsızlıkla kabul etmekle ilgili’ olduğunu ve “Olumlu bir öz şefkate sahip olduğumuzda kendimize karşı daha nazik ve anlayışlı oluruz. Ancak öz şefkatimiz olumsuz olduğunda kusurlarımızı abartma ve eleştirme eğiliminde oluruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Olumsuz düşünceden kurtulamıyorlar</strong></p>
<p>Özellikle, çekici olmadığına inanan genç kadınların, kendileri hakkında kötü hissetme olasılıklarının daha yüksek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Araştırmada, bunu bilmelerine rağmen bu olumsuz düşüncelerden kurtulamadıkları da tespit edilmiş.” dedi.</p>
<p><strong>Öz şefkat kaygılarını gidermeden yapılan ameliyatlar sorunu çözmeyecek</strong></p>
<p>Sosyal ağ platformlarının genç kadınlar için açıkça yaygın bir karşılaştırma ve vücut memnuniyetsizliği yöntemi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Araştırmalar bize, kadınların estetik bir işlem yaptırdıktan sonra bile yüzde 40&#8217;tan azının ameliyat sonrası vücutlarından memnun olduğunu gösteriyor. Cerrahların, medyadaki güzellik temsilcilerinden etkilenen genç kadınları &#8216;bıçak altına&#8217; girmeden önce test etmeleri ve psikososyal güvenliklerini doğrulamaları gerekiyor. Çünkü genç kadınlar, altta yatan öz şefkat kaygılarını gidermeden estetik ameliyatlara başvurmaya devam ederlerse, kendi bedenlerinden hiçbir zaman memnun olmayabilirler.”&nbsp;</p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller/">Estetik ameliyatlara rağmen bedenlerinden memnun değiller</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/estetik-ameliyatlara-ragmen-bedenlerinden-memnun-degiller/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Depresyonla Karıştırılıyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/alzheimer-depresyonla-karistiriliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=alzheimer-depresyonla-karistiriliyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/alzheimer-depresyonla-karistiriliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 18:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrıdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tetkikler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı ve diğer nörolojik hastalıkların farkları ve benzerlikleri konusunda bilgiler verdi</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/alzheimer-depresyonla-karistiriliyor/">Alzheimer Depresyonla Karıştırılıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alzheimer hastalığı ile diğer nörolojik hastalıkların karıştırılmaması gerektiğini dile getiren&nbsp;Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer hastalığının diğer nörolojik hastalıklardan en önemli farkı, beynin gövdeyle ilişkilerine dokunmayıp, beynin başta hafıza olmak üzere zihinsel işlevlerini etkilemesi ve bunun yanısıra davranışlarda ve gündelik yaşam alışkanlıklarında bozukluklar yapmasıdır.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ,&nbsp;Alzheimer hastalığı ve diğer nörolojik hastalıkların farkları ve benzerlikleri konusunda bilgiler verdi.</p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı ile diğer nörolojik hastalıkların farkları ve benzerlikleri konusundaki bilgilerin kapsamlı bir kitabın içeriğini oluşturacağını ifade ederek, “Dahası bu tür bilgiler için sadece nöroloji uzmanı olmak yetmez aynı zamanda psikiyatri, iç hastalıkları ve genetik uzmanlığı da gerekir.” dedi.&nbsp;</p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kısaca, Alzheimer hastalığının diğer nörolojik hastalıklardan en önemli farkı; beynin gövdeyle ilişkilerine dokunmayıp beynin başta hafıza olmak üzere zihinsel işlevlerini etkilemesi ve bunun yanısıra davranışlarda ve gündelik yaşam alışkanlıklarında bozukluklar yapmasıdır. Bunun nedeni hastalığın beyinde zihinsel işlevlerle ilgili bölgelerde etkili olmasıdır. Bunların başında da hastalığın yakın dönem hafızayla ilgili olan temporal lobların içinde bulunan hipokampustan başlaması ve bağlantı yolları üzerinden ilerlemesidir.”</p>
<p><strong>Alzheimer hastasının görünümü ve nörolojik muayenesi &nbsp;farklı</strong></p>
<p>Bu özelliklerin Alzheimer hastasının görünümünü ve nörolojik muayenesini Parkinson hastalığı, MS, ALS, inme, epilepsi, kas ve sinir hastalıklarından farklı kıldığını dile getiren Tanrıdağ, “Sadece Alzheimer ihtimali açısından nöroloji ve psikiyatri doktorlarını ilgilendiren en önemli husus bu hastalıkta alışılmış nörolojik muayenenin normal olmasıdır. Bu durum pratikte tanı açısından karışıklıklara yol açar ve başlangıç ve orta evre hastaların normal ya da depresyonda sanılmalarıyla sonuçlanır. Dolayısıyla nörolojik muayenenin normal bulunması hastayı Alzheimer olasılığından dışlamaz ve ek tetkiklerin yapılmasını gerekli kılar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“Alzheimer tanısı için beyin check-up tetkikleri yapılmalı”</strong></p>
<p>Alzheimer olasılığı söz konusu olduğunda yapılacak ek tetkikleri de anlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Bu tetkikler beyin görüntüleme, bilgisayarlı EEG ve nöropsikolojik testlerdir. Bundan ötürü Alzheimer tanısı sadece nörolojik muayeneyle konulamaz, beyin Check-Up tetkiklerinin yapılmasını zorunlu kılar. Bütün bunların yanısıra nörolojik muayenede anormal bulgulara raslanması Alzheimer tanısını dışlamaz. Çünkü Alzheimer hastalığı diğer nörolojik hastalıklarla birlikte görülebiliyor. Örneğin, yaşlılıkta görülen inmeler, kafa travmaları, genel anestezi ve enfeksiyonlar Alzheimer sıklığını arttırıyor.”</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/alzheimer-depresyonla-karistiriliyor/">Alzheimer Depresyonla Karıştırılıyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/alzheimer-depresyonla-karistiriliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[Süre]]></category>
		<category><![CDATA[Toksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin toksik kişiler ve ilişkilerle karşılaşabileceğini belirten uzmanlar, bu kişilerin yakın çevremizde de olabileceğini söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir/">Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Herkesin toksik kişiler ve ilişkilerle karşılaşabileceğini belirten uzmanlar, bu kişilerin yakın çevremizde de olabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong><br /></strong></p>
<p><strong> İlişkilerde çaresizlik, öfke, suçluluk, sürekli açıklama yapma gereği hissetmek gibi duygulara dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu duyguları sık yaşıyorsanız bu ilişkinin toksik olduğunu söyleyebiliriz.” diyor. Toksik kişilerin özür dileme eğiliminde olmadığını vurgulayan Bhais, toksik kişilerin olumsuz duygularını karşısındakine atarak onları da aşağı çektiğinin ve bu kişilerde genellikle kişilik bozukluğu problemi olduğunun altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, toksik kişilerin ve toksik ilişkilerin özelliklerine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Toksik kişiyi ya da ilişkiyi zamanla tanırız</strong></p>
<p>Hepimizin hayatında zaman zaman toksik insanlar, toksik ilişkiler olabilir diyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu kişi akrabalardan, aileden biri, arkadaş, sevgili veya eş olabilir. Kısa süreli hayatımıza girebilir ya da uzun süreli hayatımızda kalabilir. Biz bu kişileri süreç içinde bize hissettirdikleri ya da ilişkinin şekliyle tanıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sık yaşadığınız olumsuz duygular ilişkinin toksik olduğunu gösterir</strong></p>
<p>‘Toksik’ kavramının ‘zehirli’ demek olduğunu hatırlatan Bhais, “Yani bizi zehirleyen, bizi aşağı çeken. Biz sosyal ilişkilerimizi neden kurarız? Daha iyi daha mutlu, daha başarılı olabilmek, bize cesaret vermesi, destek olması için. Ancak bu kişiler tam tersini yapar. Biz bu kişileri nasıl tanıyoruz? Öncelikle bizim ilişkilerimizde hissettiğimiz duygulardan bunu çıkartıyoruz. Eğer bazı insanlarla ilişkinizde çaresizlik, öfke, suçluluk gibi, sürekli açıklama yapma gereği hissetmek gibi bazı duyguları sık yaşadığınızı düşünüyorsanız, bu ilişkinin aslında toksik bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Karşı tarafın bizi bir şekilde manipüle ettiğini, değiştirmeye, kontrol etmeye, belirli yönlere çekmeye çalıştığını düşünebiliriz. Yaşadığımız bu duygulardan anlayabiliriz.” diyerek toksik ilişkiyi açıkladı.</p>
<p><strong>Haklı olsanız bile suçluluk hissi yaşamanıza neden olurlar</strong></p>
<p>Sağlıklı ilişkilerde de tarafların birbirlerine yanlış davranışlarda bulunabileceğine, hatalar yapılabileceğine ve kırıcı olunabileceğine değinen Bhais, “Sonrasında özür bekleriz. Ancak bu kişilerde geri vites yoktur, yani geri adım atma durumu yoktur. Bu kişiler yanlış bir şey yaptıklarını düşündüklerinde ya da siz bunu düşünüyor olsanız bile asla özür dilemezler. Hatta şöyle olur, dersiniz ki, ‘bu durumda yüzde yüz ben haklıyım, bu konuda da bir şey diyemez artık’. O konuşma öyle farklı yerlere gider, öyle gündemler açılır ki sonrasında siz kendinizi suçluluk hissiyle bulursunuz. Aslında baktığınızda burada da bir manipülasyon var.” dedi.</p>
<p><strong>Özür dilememek ihtiyaçlarına iyi geliyor</strong></p>
<p>“Özür dileyememenin birçok sebebi olabilir.” diyen Bhais bu kişilerde sebebin özgüvenle ilişkili bir sorun olduğuna dikkat çekti. Bhais, “Kendisine bir yıkım gibi gelebilir. Bu kişiler için özür dilemek, ‘ben yanlışım, ben hatalıyım, bana olan saygı kaybolacak, bu yüzden asla geri adım atmamalıyım, sonuna kadar gitmeliyim’ demek. Tabii ki bunların da çocukluk öğrenmeleri ve aile yaşantılarından geldiğini biliyoruz. Bu kişiler durduk yere böyle olmuyorlar. Ama bir şekilde onların ihtiyaçlarına özür dilememek iyi geliyor. Ama karşıdaki insanın ihtiyacına iyi gelmiyor.” açıklamasında bulundu.&nbsp;</p>
<p><strong>Olumsuz duyguları size de geçer&nbsp;</strong></p>
<p>Bu kişilerin, ilişkilerde daha fazla sorun yaşayan, zarar görebileceğini, yalnız olduğunu, kimseye güvenmemesi gerektiğini düşünen kişiler olabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu kişilerin de hayata bakışıyla baş etme yöntemleri aslında bu ilişki tarzı. Yaşadıklarının sonucunda kişiler böyle bir yöntem geliştiriyor. Özür dilememek, karşı tarafa bazı duygular hissetmek gibi. Çünkü zamanında kendisi de bunu hissetmiş. Olumsuz duygu aynası diyorum ben buna. Kişi hissettiği duyguları aslında karşı tarafa aktarıyor.” dedi.</p>
<p>Bu kişilerde çok ciddi bir memnuniyetsizlik beklendiğini söyleyerek sözlerine devam eden Bhais, “Sürekli memnun olmama durumu vardır. Eleştiri vardır, sürekli bir şeylere sinirlenirler, kızarlar, rahatsız olurlar, alınganlık gösterirler. Bir kafeye gidersiniz garsonla tartışırlar, sinemaya gideceksinizdir sinemanın yeri ile ilgili şikayet ederler. Siz de bir süre sonra o duyguları satın alırsınız, bir süre sonra sizde onun yanındayken bu duyguları sık hissettiğinizi daha eleştirel, daha alıngan olduğunuzu fark edersiniz. Aslında sizi de o duygularla aşağıya çekmeye çalışırlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişiler için ‘kötü kalpliler’ diyemeyiz</strong></p>
<p>Bu kişilere ‘kötü insanlar’ denilemeyeceğinin altını çizen Bhais, “‘Bu kişi kötü kalpli ve bana bunu yapmaya çalışıyor’ diyemeyiz. Sadece hayatta öğrendikleriyle, aldıkları topladıkları bilgilerle böyle baş edebildikleri için kişi bunu yansıtıyor. Mesela, aynı şeyleri onlara yapmaya başlarsanız bunu normal karşılarlar. Onlar zaten ilişkinin doğasının bu olduğunu düşünüyor. O yüzden de siz ona aynı şekilde davrandığınızda &nbsp;o kendini gerçekleştiren kehanet gibi düşünüyor. ‘Böyle olacağı belliydi, zaten böyle olmasını bekliyordum’ diye düşünürler.” sözleriyle açıkladı.</p>
<p><strong>Toksik kişiliğin farkına varılması çok zor</strong></p>
<p>Bu durumun farkında varılmasının çok zor olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bireyler ancak, hayatlarında önem verdiği kişilerle sorun yaşadığında, ilişkilerinde ya da hayatı yaşama şeklinde problem olduğunu fark ettiklerinde terapiye başvuruyor. Diyor ki, ‘ben mutlu değilim, ben hayatımdan memnun değilim, yani ortada bir şey yok ama ben memnun değilim.’ Ya da ‘Ben herkesle tartışıyorum, herkesle kavga ediyorum. Herkes benden uzaklaşıyor, yalnız hissediyorum.’ Ancak bu şikayetlerle, dolaylı yollardan fark ederek geliyorlar.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Davranışları genellikle kişilik bozukluğu kaynaklı&nbsp;</strong></p>
<p>Toksik insanların davranışlarının altında yatan nedenin aslında bir hastalık olduğunu dile getiren Bhais, “Altta yatan neden, kaygı, depresif bir durum, kişilik bozuklukları olabilir. Genellikle kişilik bozuklukları daha sık gördüğümüz bir neden oluyor. Bu nedenle iyi insan veya kötü insan olarak değerlendirmemek, bunun bir hastalık olduğunu bilmek gerekiyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ilişkide aldığınız kadar verebiliyor olmak önemli</strong></p>
<p>Memnuniyetsiz, &nbsp;depresif veya kaygılı herkese toksik denilemeyeceğine dikkat çeken Bhais sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bir ilişkinin başından sonuna siz bu durumları hissediyorsanız o toksik bir kişidir. Ama bazen arkadaşlarımızın dosta ihtiyacı vardır, bir şeyleri anlatmaya ihtiyacı vardır. Bazı insanların çok keyifli olmadığı için sessiz kalmaya ihtiyacı vardır. Bu dönemleri de arkadaşlarla birlikte geçirmek gerekebilir. Sağlıklı bir ilişkide aldığınız kadar verebiliyor olmak önemlidir. Ben eğer değerli hissetmek ya da güven hissi verebiliyorsam, o da bana sevgi ve şefkati verebiliyor mu? Benim ihtiyacım olanı alıp ben ona ihtiyacı olanı verebiliyor muyum? Bir taraf daha fazla veriyorsa, bir taraf hep daha fazla alıyorsa o zaman orada dengesiz ve sağlıklı olmayan bir ilişki vardır.”</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir/">Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite sınavında son haftaya girerken uzmanlardan tavsiye</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jun 2023 19:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Kendiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.doktordanbilgiler.com/?p=2133</guid>

					<description><![CDATA[<p>2023 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda son haftaya girildi. Tercih ve Kariyer Danışmanı Uzman Psikolojik Danışman Ece Tözeniş, öğrencilerin son haftayı nasıl değerlendirmesi</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye/">Üniversite sınavında son haftaya girerken uzmanlardan tavsiye</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2023 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda son haftaya girildi.&nbsp;Tercih ve Kariyer Danışmanı Uzman Psikolojik Danışman Ece&nbsp;Tözeniş, öğrencilerin son haftayı nasıl değerlendirmesi gerektiği ve dikkat etmesi gerekenlerle ilgili hayati tavsiyelerde bulundu. Her şeyden önce sağlığın önemli olduğunu hatırlatan Tözeniş, son hafta yeni konulara çalışılmaması, bunun yerine konulardaki eksikliklerin tamamlanması, zaman yönetimi ve sınav stratejisi belirlenmesine ağırlık verilmesi gerektiğini söylüyor.&nbsp;Başkalarının dayattığı başarı tanımlamalarının ‘başarı’ olarak alınmaması gerektiğini de vurgulayan Tözeniş, “Yorulduğunuzda dinlenmeyi bilin, yarışı bırakmayı değil” hatırlatmasında da bulunuyor…&nbsp;</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi&nbsp;Tercih ve Kariyer Danışmanı Uzman Psikolojik Danışman Ece Tözeniş,&nbsp;17-18 Haziran tarihlerinde üç oturum olarak yapılacak ve 3 milyonun üzerinde adayın gireceği 2023 Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na sayılı günler kala, sınava girecek öğrencilere tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Her şeyden önce sağlığınıza çok dikkat edin!</strong></p>
<p>17 Haziran Cumartesi günü Temel Yeterlilik Testi (TYT), 18 Haziran Pazar günü sabah oturumunda Alan Yeterlilik Testi (AYT), öğleden sonra oturumunda ise Yabancı Dil Testi (YDT) olduğunu hatırlatan&nbsp;Uzman Psikolojik Danışman Ece Tözeniş,&nbsp;YKS sonuçlarının 20 Temmuz 2023 tarihinde açıklanacağını sözlerine ekledi.&nbsp;</p>
<p>Tüm adayların bu zamana kadar hayal ettiği üniversitelere, mesleklere ulaşmak adına çok büyük emekler verdiğini söyleyen Tözeniş, öğrencilerin son haftayı nasıl değerlendirmesi gerektiğiyle ilgili önerilerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>Rutininizi bozmayın, beden ve ruh sağlığınıza dikkat edin!</strong></p>
<p>“Her şeyden önce sağlığınıza çok dikkat edin. Uyku düzeninizi oluşturun. Her akşam aynı saatte yatmaya ve aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Ne kadar sağlıklı uyursanız gün içinde o kadar zinde olursunuz. Beslenmenize dikkat edin. Fazla yağlı besinlerden, abur-cuburdan şu dönemde biraz uzak durun. Gün içinde fiziksel egzersizler yapmak hem bedensel hem de ruhsal olarak size iyi gelecektir. &nbsp;Açık hava yürüyüşleri, bedeninizi çok zorlamadan yapılacak hafif egzersizlerle kendinizi daha iyi ve daha motive hissedebilirsiniz.”</p>
<p><strong>Kendi başarınızı kendiniz oluşturun</strong></p>
<p>Öğrencileri başarı kavramına ilişkin uyaran Tözeniş, “Başkalarının size dayatmış olduğu başarı tanımlamalarını kendinizin başarı kriteri olarak almayın. ‘Başarı, sınavda yüksek bir puan almak, sizden istenen bir üniversiteye ya da bölüme girmek midir?’ sorusunu kendinize sorun. İçinizden gelen, yetenekleriniz ile yaptığınız her şey başarıdır. Kendinize ‘Ben neler yapmaktan hoşlanıyorum, hangi konularda iyiyim?’ sorularını sık sık sorun. Böylece kendi başarınızı kendiniz oluşturmuş olursunuz.” önerilerinde bulundu.&nbsp;</p>
<p><strong>Olumsuz düşüncelerinizi olumlularla değiştirin</strong></p>
<p>Tözeniş, sınav kaygısı yaşayan öğrencilere, “Bu dönemde motivasyonunuzu kaybettiğiniz, kaygınızın arttığı zamanlar olacaktır. Ya kazanamazsam ya istediğim puanı alamazsam gibi olumsuz düşüncelerinizi olumlularla değiştirmeye çalışın. Bundan önceki başarılarınızı düşünün. Bugüne kadar ne kadar emek verdiniz, bu emeklerinizin karşılığında neler başardınız. Ne kadar değerli olduğunuzu unutmayın ve bunu arada kendinize hatırlatın.” dedi.</p>
<p><strong>Yeni konu öğrenme önceki öğrenmelere engel olabilir!&nbsp;</strong></p>
<p>Sınava az bir zaman kala yeni konular öğrenmeye çalışmanın önceki öğrenmelere de engel olabileceğine dikkat çeken&nbsp;Uzman Psikolojik Danışman Ece Tözeniş, “Konu tekrarları yapmaya özen gösterin. Tamamlamanız gereken konular varsa aralarından en iyi yapabileceklerinizi seçin ve bu konular üzerinden çalışmalarınızı planlayın.” dedi.</p>
<p><strong>Yorulduğunuzda dinlenmeyi bilin, yarışı bırakmayı değil!</strong></p>
<p>Her gün mutlaka deneme sınavı çözülmesini tavsiye den Tözeniş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8211; YKS formatında çözeceğiniz bu deneme sınavlarında zamanı iyi kullanın.&nbsp;</p>
<p>&#8211; Deneme sınavı sonrasında mutlaka doğru ve yanlışlarınızı kontrol edin. Yanlış soruların üzerinden gitmeye özen gösterin. Yaptığınız yanlış dikkatsizlikten kaynaklanıyorsa o konuyla ilgili soru çözümleri yapın.&nbsp;</p>
<p>&#8211; Yanlışınız konu eksikliğinden kaynaklanıyorsa hemen o konuyla ilgili bilgi eksikliğinizi tamamlayın.&nbsp;</p>
<p>&#8211; Sınav stratejinizi belirleyin. Hangi testten başlamalısınız, hangi testle devam etmelisiniz bu sıralamayı şimdiden yapın.&nbsp;</p>
<p>&#8211; Deneme sınavlarında bu stratejinizi oluşturduktan sonra YKS’de de değişiklik yapmadan aynı test sıralamasını izleyin. Bu hem zamanı verimli kullanmanızı sağlayacak hem de deneme sınavlarından alışık olduğunuz için kaygı yaşamamanıza neden olacaktır.&nbsp;</p>
<p>&#8211; Yorulduğunuz zamanlarda dinlenmeyi bilin, yarışı bırakmayı değil. Unutmayın hayat tercihtir!”&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye/">Üniversite sınavında son haftaya girerken uzmanlardan tavsiye</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/universite-sinavinda-son-haftaya-girerken-uzmanlardan-tavsiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
