<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>admin - Doktordan Bilgiler</title>
	<atom:link href="https://doktordanbilgiler.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<description>Kulaktan dolma değil, uzmanından...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://doktordanbilgiler.com/wp-content/uploads/2021/10/cropped-doctor-bilgiler-32x32.png</url>
	<title>admin - Doktordan Bilgiler</title>
	<link>https://doktordanbilgiler.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken&nbsp;Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan&nbsp;Klinik Psikolog Cumali Aydın,&nbsp;“Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor.&nbsp;</p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken&nbsp;Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Diz]]></category>
		<category><![CDATA[Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<category><![CDATA[Yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2433</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine &nbsp;yol açabiliyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,&nbsp;</strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong>&nbsp;son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, &nbsp;“Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor. &nbsp;</p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?&nbsp;</strong>PRP yöntemi<strong>&nbsp;</strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor. &nbsp;Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong>&nbsp;</strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong>&nbsp;Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ&nbsp;</strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong>&nbsp;</strong>bu yöntemin<strong>&nbsp;</strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong>&nbsp;Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong>&nbsp;</strong>tamamlanıyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Etki süresi:&nbsp;</strong>Kök hücre tedavisinin<strong>&nbsp;</strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT&nbsp;</strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong>&nbsp;</strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor. &nbsp;Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. &nbsp;</p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong>&nbsp;Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor?&nbsp;</strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong>&nbsp;Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyurgezerlik için kritik rehber</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/uyurgezerlik-icin-kritik-rehber/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=uyurgezerlik-icin-kritik-rehber</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/uyurgezerlik-icin-kritik-rehber/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyurgezerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece yarısı aniden yataktan kalkıp ev içinde şuursuzca dolaşan birini görmek, pek çok aile için büyük bir endişe ve korku kaynağı olmaya devam ediyor. Tıp dünyasında somnambulizm olarak bilinen uyurgezerlik, sanılanın aksine bir uyanıklık hali değil ...</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/uyurgezerlik-icin-kritik-rehber/">Uyurgezerlik için kritik rehber</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece yarısı aniden yataktan kalkıp ev içinde şuursuzca dolaşan birini görmek, pek çok aile için büyük bir endişe ve korku kaynağı olmaya devam ediyor. Tıp dünyasında somnambulizm olarak bilinen uyurgezerlik, sanılanın aksine bir uyanıklık hali değil, beynin en derin uyku evresinde gerçekleşen gizemli bir süreçtir. Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi&#8217;nden Uzm. Dr. Gözde Nezir Eyican, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilen bu uyku bozukluğunun anatomisini ve doğru müdahale yollarını paylaştı.  </p>
<p><strong>UYURGEZERLİK DERİN UYKUDA ORTAYA ÇIKIYOR </strong> </p>
<p>Uzm. Dr. Eyican, “Uyurgezerlik non-REM uyku evresinde ortaya çıkıyor. Uyurgezerlik sırasında kişi bilinçsiz şekilde yataktan kalkabilir, ev içinde dolaşabilir ve çeşitli davranışlar sergileyebilir. Gözleri açık görünür ve dışarıdan bakıldığında uyanık gibi algılanabilir ancak aslında kişi o sırada derin uykudadır. Uyurgezerlik çocukluk çağında daha sık görülüyor. Çocukluk çağında görülen uyurgezerlik çoğu zaman ergenlik dönemine doğru kendiliğinden düzelir. Ancak bazı kişilerde erişkin yaşlarda da devam edebilir” diye konuştu.  </p>
<p><strong>GENETİK YATKINLIK ÖNEMLİ</strong>  </p>
<p>Uyurgezerlikte genetik faktörlerin önemli rol oynadığını belirten Dr. Eyican, “Ailede benzer öyküler bulunması riski artırabilir. Anne veya babada uyurgezerlik varsa çocuklarda görülme ihtimali artabiliyor. Aynı şekilde çocukluk döneminde uyurgezerlik yaşayan kişilerde ilerleyen yıllarda tekrar ortaya çıkma ihtimali de bulunabiliyor. Uyurgezer bir kişinin ani şekilde uyandırılması doğru bir yaklaşım değildir. Uyurgezer bir kişiyi o anda uyandırmak oryantasyon bozukluğuna neden olabilir ve kişiyi panik haline sokabilir. Bu durumda yapılması gereken en doğru şey, kişiyi sakin bir şekilde yönlendirerek tekrar yatağına dönmesini sağlamaktır” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>UYKU TESTİYLE TANI KONULABİLİYOR</strong> </p>
<p>Uyurgezerlik tanısında uyku testinin önemli bir yöntem olduğunu belirten Eyican, şunları söyledi: “Polisomnografi adı verilen uyku testi sayesinde uyurgezerliğin başka nörolojik hastalıklarla karışıp karışmadığını anlayabiliyoruz. Aynı zamanda uyku apnesi gibi eşlik eden sorunları da tespit edebiliyoruz. </p>
<p><strong>ERİŞKİNLERDE MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMELİ</strong>  </p>
<p>Erişkin yaşlarda ortaya çıkan uyurgezerliğin bazı hastalıklarla birlikte görülebileceğini belirten Dr. Eyican, “Uyurgezerlik erişkinlerde uyku apnesi, huzursuz bacaklar sendromu, bazı psikiyatrik hastalıklar veya nörolojik rahatsızlıklarla birlikte görülebilir. Bu nedenle erişkinlerde mutlaka tanı ve tedavi planı yapılmalıdır. Uyurgezerlik sırasında kişi farkında olmadan kendisine veya çevresindekilere zarar verebilir. Bu nedenle kesici ve delici aletlerin bulunduğu alanların kilitlenmesi, kapı ve pencerelere güvenlik kilidi takılması gibi önlemler alınmalıdır”</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/uyurgezerlik-icin-kritik-rehber/">Uyurgezerlik için kritik rehber</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/uyurgezerlik-icin-kritik-rehber/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vertigoyu azaltan besin önerileri</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/vertigoyu-azaltan-besin-onerileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=vertigoyu-azaltan-besin-onerileri</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/vertigoyu-azaltan-besin-onerileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketimini]]></category>
		<category><![CDATA[Vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, Ramazan ayı dolayısıyla ve yaz aylarının yaklaşmasıyla vatandaşların vertigoyla karşı karşıya kalabileceklerini söyledi. Vertigonun belirtilerine değinen Özger, semptomların daha az ...</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/vertigoyu-azaltan-besin-onerileri/">Vertigoyu azaltan besin önerileri</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, Ramazan ayı dolayısıyla ve yaz aylarının yaklaşmasıyla vatandaşların vertigoyla karşı karşıya kalabileceklerini söyledi. Vertigonun belirtilerine değinen Özger, semptomların daha az görülmesi ve vertigodan korunmak için beslenme önerilerinde bulundu.  </p>
<p><b>PAKETLİ GIDALAR VE DONDURULMUŞ ÜRÜNLER TÜKETİLMEMELİ</b></p>
</p>
<p>Paketli gıdalar ve dondurulmuş ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Özger; &#8220;Ramazan süreci ve yazın gelmesiyle birlikte vücudumuzdaki sıvı oranı azalmaya başlıyor. Bununla birlikte vertigo ile karşılaşabiliyoruz. Vertigo ile beraber baş dönmesi, denge kaybı, bulantı ve kulak çınlaması gibi semptomlarla karşılaşabiliyoruz. Bunun sebebi, iç kulaktaki denge mekanizmasının bozulmasından kaynaklanıyor. Vertigonun tedavisinde beslenme büyük bir önem taşıyor. Bu süreçte vertigonun beslenme ile ilgili olan tedavisini konuşacağız. Dondurulmuş gıda ürünlerini bu süreçte sodyum içerdiğinden dolayı önermiyoruz. Sodyum içeriği yüksek olan besinler vertigoyu tetikleyebiliyor. Paketli gıdalar ise katkı maddesi ve yüksek oranda tuz içermesinden kaynaklı vertigoyu tetikleyebiliyor dedi.  </p>
<p><b>YÜKSEK TUZ ORANI, İÇ KULAKTAKİ SIVI DENGESİNİ BOZAR</b></p>
<p>Özger, “Yüksek tuz oranı, iç kulaktaki sıvı dengesini bozarak vertigo semptomlarını artırıyor. Bu yüzden olabildiğince tuzlu gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Vertigo için kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalara da dikkat etmemiz gerekiyor. Kırmızı et ve dışarıdan aldığımız işlenmiş etler, kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalar sınıfına giriyor. Bunların tüketimini azaltmamız gerekiyor. Kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalar aynı şekilde kan dolaşımını etkileyerek vertigo semptomlarını artırabiliyor&#8221; şeklinde konuştu.  </p>
<p><b>&#8220;BU SÜREÇTE ALIŞKANLIKLARIMIZIN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR&#8221;</b></p>
<p><img decoding="async" src="https://img.timeturk.com/resim/dresim/2026/AW673135_01.jpg">  </p>
<p>Bu süreçte alışkanlıkların değişmesi gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Özger, kafein ve alkollü içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirterek; &#8220;Bizler günde 2-2,5 litre kadar su tüketiminin artırılmasını istiyoruz. Akdeniz tipi beslenmeyi öneriyoruz. Akdeniz tipi beslenmede meyve tüketimi çok önemlidir. C vitamininden zengin meyveleri tüketerek; çilek, yaban mersini, ananas, narenciye, kayısı ve üzüm gibi besinlerin tüketimini artırabiliriz. Bu besinlerle vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabiliriz. Kuru yemiş olarak fındık, badem ve ceviz tüketimi de vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><b>VERTİGO HASTALARININ TÜKETMESİ GEREKEN SEBZELER</b></p>
<p>Özger şunları aktardı: “Sebze tüketimi olarak kuşkonmaz, ıspanak ve diğer yapraklı sebzelerden faydalanabiliriz. Brokoli ve biber gibi C vitamininden zengin sebzelerle birlikte bu süreci daha rahat bir şekilde atlatabiliriz. Ayrıca ne kadar az yağlı protein tüketirsek o kadar iyi olur. Derisiz tavuk, balık ve kinoa gibi besinlerle birlikte vertigonun oluşturduğu baş dönmesi azaltılabilir. Bu süreçte alışkanlıklarımızın değişmesi gerekiyor. Kafein ve alkol tüketimini olabildiğince kısıtlamalarını istiyoruz. Bunların yerine daha fazla taze meyve ve sebze tüketiminin artması, evde yapılan fırın yemeklerinin tercih edilmesi, tam tahıllı gıdaların tüketilmesi ve omega-3 açısından zengin beslenmek oldukça fayda sağlayacaktır. Evde kullandığımız dondurulmuş gıdaların tüketimini azaltalım. Kızartılmış ve paketli gıdalardan uzak duralım. Trans yağlı yiyeceklerden de uzak durmak vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olacaktır.&#8221;</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/vertigoyu-azaltan-besin-onerileri/">Vertigoyu azaltan besin önerileri</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/vertigoyu-azaltan-besin-onerileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sisli Beyin</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/sisli-beyin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sisli-beyin</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/sisli-beyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 23:59:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Önem]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2424</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sisli Beyin</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sisli-beyin/">Sisli Beyin</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sisli Beyin Nedir?</strong></p>
<p>Dikkati toplayamama, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, güç öğrenme gibi belirtilerle seyreden bir hastalık durumudur. Sıklıkla kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji ile birlikte görülür.</p>
<p><strong>Sisli Beyin Neden Olur?</strong></p>
<p>Covid19 pandemisi sonrası artış göstermesi viral hastalıkların sorumlu olduğunu düşündürmüştür. Mental stres vitamin mineral eksiklikleri beslenme bozuklukları en önemli sebepler arasında sayılır. Regülasyon tıbbı açısından beyindeki hücrelerin enerji santralleri olarak nitelenen mitekondrilerde gelişen fonksiyonel problemler sonucu oluşur. Bundan sorumlu olan ise yaşanan kronik streslerdir.</p>
<p>Bu stresler arasında en önemlisi bağırsak flora bozukluğu ve candida istilası, besin duyarlılığı, insülin direnci, kronik mental stres ve uykusuzluktur. Diğer stresler geçirilen ameliyatlar, kazalar, hastalıklar, postür bozuklukları, yara izleri gibi fiziksel stresler, vitamin mineral eksiklikleri, kötü beslenme, vücutta ağır metal ve asit birikimleri gibi kimyasal stresler de olabilir.</p>
<p><strong>Nasıl Tedavi Edilir?</strong></p>
<p>Önemli olan kişinin stres yükünün saptanmasıdır. Bunun için hastanın Nöralterapi bakış açısıyla muayene edilmesi ve bioenformatif analizler ile stres yüklerinin saptanması gerekir. Bulunan stres yüklerine göre bir tedavi planı çizilir.</p>
<p>Bu hastalarda bağırsak florası ve candida sorunu önemli bir yer tutar. Analizlere göre bu durum saptanıyorsa şekersiz candida diyeti ile birlikte duyarlılığı saptanan besinler diyetten çıkarılmalıdır. Bağırsak florasının desteklenmesi ve diğer besin destekleri analiz sonuçlarına göre düzenlenir. Beyin sisinde özellikle NADH,  Koenzim Q-10, B12 vitaminleri özellikle önem taşıdığından hastanın ihtiyaçları analiz edilerek eksik olanların takviye edilmesi gerekir.</p>
<p>Nöralterapi ile geçirilmiş hastalıklara bağlı oluşmuş bulunan problemli vücut alanları normalize edilir, vegetatif sinir sistemi ve hormonal sistemin sağlıklı işleyişi yeniden kazandırılır.</p>
<p>Homeopati, mikrosistem akupunktur ve psikokinezyolojik yaklaşımla hastanın psikolojik stresleri tedavi edilir.</p>
<p>Bağ dokuda birikmiş olan toksinleri tespit edilerek etkili bir detoks programı uygulanır.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sisli-beyin/">Sisli Beyin</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/sisli-beyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya,&nbsp;“Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sık idrara çıkmak normal değil&#8221;</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/sik-idrara-cikmak-normal-degil/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sik-idrara-cikmak-normal-degil</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/sik-idrara-cikmak-normal-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Durum]]></category>
		<category><![CDATA[Gün]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Sık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2418</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sık idrara çıkma ve ani sıkışma hissi çoğu zaman geçici bir durum olarak değerlendirilse de bazı kişilerde günlük yaşamı zorlaştıran kalıcı bir soruna dönüşebiliyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Üroloji Uzmanı. Dr. Cevper Ersöz, özellikle yanlış sıvı tüketimi ve kafein alışkanlıklarının mesane üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirterek önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sik-idrara-cikmak-normal-degil/">“Sık idrara çıkmak normal değil”</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sık idrara çıkma ve ani sıkışma hissi çoğu zaman geçici bir durum olarak değerlendirilse de bazı kişilerde günlük yaşamı zorlaştıran kalıcı bir soruna dönüşebiliyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Üroloji Uzmanı. Dr. Cevper Ersöz, özellikle yanlış sıvı tüketimi ve kafein alışkanlıklarının mesane üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirterek önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p>Gün içinde sık sık tuvalete gitme ihtiyacı, ani idrar hissi ve bazen idrar kaçırma gibi şikayetler birçok kişi tarafından önemsenmese de altta yatan neden yaşam kalitesini etkileyen bir sağlık sorunu olabiliyor. Aşırı aktif mesane olarak adlandırılan bu durum, çoğu zaman günlük alışkanlıklardan kaynaklanabiliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Doç. Dr. Cevper Ersöz, sık idrara çıkmanın her zaman hastalık anlamına gelmediğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i11.haber7.net//haber/haber7/photos/2026/14/zbozm_1774864268_4618.jpeg"></p>
<div>Doç. Dr. Cevper Ersöz</div>
</p>
<p><strong>“HER SIK İDRARA ÇIKMA HASTALIK ANLAMINA GELMEZ”</strong></p>
<p>Aşırı aktif mesanenin sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi ve bazı durumlarda idrar kaçırma ile kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Ersöz,<strong> &#8220;Bu durum günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Ancak her sık idrara çıkma hastalık değildir. Klinik pratikte gördüğümüz hastaların önemli bir kısmında temel neden yaşam tarzıdır. Toplumda ‘ne kadar çok su içilirse o kadar sağlıklıdır’ şeklinde bir algı var. Ancak bu doğru değil. Gün içinde ihtiyacın üzerinde sıvı tüketmek mesaneyi sürekli dolu tutar ve sık tuvalete gitme alışkanlığı oluşturur&#8221; </strong>diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://i11.haber7.net//haber/haber7/photos/2026/14/p1uTM_1774864313_579.jpg"></p>
<p><strong>&#8220;ÇAY VE KAHVE TÜKETİMİNE DİKKAT&#8221;</strong></p>
<p>Kafeinli içeceklerin mesane üzerindeki etkisine de değinen Doç. Dr. Ersöz, <strong>&#8220;Çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler mesaneyi uyararak ani idrar hissine neden olabilir. Özellikle gün içinde sık tüketildiğinde bu şikayetler daha belirgin hale gelir. Bu nedenle çay ve kahve tüketimini azaltmak, mümkünse akşam saatlerinde tamamen kesmek oldukça faydalıdır. Genellikle kilo başına 30 mililitre sıvı tüketimini öneriyoruz. Örneğin 70 kilo bir birey için günlük yaklaşık 2 litre su yeterlidir. Bunun üzerine çıkmak çoğu zaman gereksizdir&#8221; </strong>dedi.</p>
<p><strong>&#8220;ŞİKAYETLER DEVAM EDİYORSA UZMANA BAŞVURUN&#8221;</strong></p>
<p>Yaşam tarzı düzenlemelerine rağmen şikayetlerin devam etmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Ersöz,<strong> &#8220;Bu durumda bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmek ve gerekirse medikal tedavi planlamak önemlidir&#8221;</strong> diyerek sözlerini tamamladı.</p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/sik-idrara-cikmak-normal-degil/">“Sık idrara çıkmak normal değil”</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/sik-idrara-cikmak-normal-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp durmalarında doğru bilinen yanlışlar neler?</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:50:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2415</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başakşehir'de meydana gelen trafik kazasının ardından kalbi duran polis memuru başarılı kalp masajı (CPR) müdahalesiyle hayata döndü. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, “Ani kalp durmalarında profosyonel ve zamanında yapılan müdahale hayati önem taşıyor. Eğitimi olmayan kişiler öncelikle hastayı güvenli bir şekilde solutmaya çalışmalı, vakit kaybetmeden 112’yi aramalı” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler/">Kalp durmalarında doğru bilinen yanlışlar neler?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bilal Boztosun, “Kalp durması vakalarında yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgi, saniyelerle ve müdahaleyi yapan ellerin tecrübesiyle belirleniyor. Başakşehir&#8217;deki trafik kazasının ardından kalbi duran polis memuru, profesyonel kalp masajı müdahalesiyle hayata tutunarak doğru ilk yardımın gücünü kanıtladı” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Boztosun, özellikle stadyum, halı saha ve konser alanı gibi kalabalık ortamlarda aniden gelişen kalp durmalarına karşı vatandaşların nasıl davranması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Kalp durması gibi kritik durumlarda resüsitasyon, yani yeniden canlandırma ya da CPR uygulamalarının doğru kişiler tarafından yapıldığında son derece başarılı sonuçlar verebildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, “Özellikle genç hastalarda olumlu geri dönüşler daha sık görülebiliyor. Bazı vakalarda 45 dakika, 1 saat, hatta 1,5 saate kadar yeniden canlandırma uygulanıyor ve ehil ellerde hastalar yeniden hayata döndürülebiliyor. Ne kadar erken kalp masajı, erken solunum desteği ve erken müdahale edilirse hem sağ kalım hem de kalbin ve beynin yeniden fonksiyon kazanması açısından o kadar iyi sonuçlar elde ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>‘EĞİTİMİNİZ YOKSA ÖNCE HASTAYI RAHAT NEFES ALIR HÂLE GETİRİN’</b></p>
<p>Kalp masajı konusunda eğitimi olmayan vatandaşlara da uyarılarda bulunan Prof. Dr. Boztosun, “Bilinçsiz müdahale ciddi riskler doğurabilir. Böyle durumlarda ilk olarak hastanın rahat nefes alabileceği bir pozisyona getirilmesi gerekir. Boynu sıkan kravat, bağ ya da kıyafetlerin gevşetilmesi, hastanın uygun bir ortama alınmasını ve kusma varsa akciğerlere kaçışı önleyecek şekilde pozisyon verilmesi gerekir. Bu ilk adımların ardından mutlaka 112 Acil Sağlık ekiplerine haber verilmesi gerekir” dedi.</p>
<p><b>‘GECİKME BAŞARI ŞANSINI AZALTIYOR’</b></p>
<p>İnsanların yoğun bulunduğu halı sahalar, konser alanları, stadyumlar ve benzeri kalabalık ortamlarda da benzer acil durumlarla karşılaşılabildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, “Beynin uzun süre oksijensiz kalması ciddi risk oluşturur. Kalp yeniden çalışsa bile beynin aynı şekilde toparlanamayabilir. Bu nedenle ani kalp durmalarında saniyeler bile büyük önem taşır” diye konuştu.</p>
<p><b>‘YANLIŞ MÜDAHALE ZARAR VEREBİLİR’</b></p>
<p>Prof. Dr. Boztosun, her bilinç kaybı ya da nöbet tablosunun kalp durması anlamına gelmeyebileceğini de hatırlattı. Bazen epilepsi ya da sara nöbeti geçiren hastalara kalp krizi geçiriyor düşüncesiyle yanlış müdahale yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Boztosun, bu durumun istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini ifade etti. Vatandaşların yalnızca bu konuda profesyonel eğitim aldıysa müdahalede bulunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Boztosun, aksi durumda en doğru adımın hastayı güvenli tutmak ve vakit kaybetmeden 112’yi aramak olduğunu söyledi.</p>
</p></div><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler/">Kalp durmalarında doğru bilinen yanlışlar neler?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/kalp-durmalarinda-dogru-bilinen-yanlislar-neler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi̇]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.&nbsp; Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.”&nbsp;<br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor&nbsp;<br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu&nbsp; söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.&nbsp; Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.&nbsp; Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet riskiniz var mı?</title>
		<link>https://doktordanbilgiler.com/diyabet-riskiniz-var-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=diyabet-riskiniz-var-mi</link>
					<comments>https://doktordanbilgiler.com/diyabet-riskiniz-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 19:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Kan]]></category>
		<category><![CDATA[Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[Sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://doktordanbilgiler.com/?p=2390</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan çalışmalara göre; ülkemizde yaklaşık her 8 kişiden birinin diyabeti var ama pek çoğu bundan habersiz. 8 sorudan oluşan diyabet testi hazırlayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja, bu belirtilerden birinin bile olması durumunda mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/diyabet-riskiniz-var-mi/">Diyabet riskiniz var mı?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<figure>
<div></div>
<p><b>1- Çok sık su içme ihtiyacı hissediyor musunuz?</b></p>
<p>Aşırı susama ve sık su içme ihtiyacı, diyabetin erken belirtilerinden biri olabilir. Yüksek kan şekeri, vücudun dengeyi sağlamak için daha fazla suya ihtiyaç duymasına ve susuzluk hissine neden olur.</p>
<p><strong>2- Sık idrara çıkıyor musunuz?</strong></p>
<p>Özellikle geceleri sık sık idrara çıkıyorsanız, bu durum kan şekerinizin yüksek olduğuna işaret edebilir. Kan şekeri belli bir seviyenin üzerine çıktığında (genellikle 180 mg/dL&#8217;nin üzerinde), böbrekler fazla şekeri idrarla dışarı atmaya çalışır. Bu sırada glikoz, suyu da beraberinde sürükler; bu da idrar miktarını artırır ve vücut daha fazla su kaybederek susuz kalır.</figure>
<figure>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/0x0/67ee76a9a3644265fe0d8a54.jpg" /></div>
<p><b>3- Ani kilo kaybı yaşıyor musunuz?</b></p>
<p>Son zamanlarda bilinçli bir diyet yapmadan kilo kaybı yaşadıysanız, bu durum insülin eksikliğine bağlı olarak vücudun enerji üretiminde yağları kullanmaya başlamasından kaynaklanabilir. Normalde, hücreler enerji üretmek için kandaki glikozu kullanır. Ancak diyabette insülin hormonu yeterince etkili çalışmadığında veya üretilemediğinde, glikoz hücrelere giremez ve vücut enerji sağlamak için yağları ve kas dokusunu yakmaya başlar. Bu durum, hızlı ve ani kilo kaybına neden olabilir. Diyabetle ilişkili kilo kaybı genellikle iştahın artmasıyla birlikte görülür, çünkü hücreler yeterli enerjiyi alamadığı için beyin sürekli açlık sinyali gönderir.</p>
<p><strong>4- Sürekli tatlı yeme isteği mi duyuyorsunuz?</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Sürekli şekerli gıdalara yönelme isteği, kan şekeri düzeylerinizdeki dalgalanmaların bir göstergesi olabilir. Vücut yeterince insülin üretemediğinde ya da mevcut insülin etkili şekilde kullanılamadığında, hücreler enerji için ihtiyaç duyduğu şekeri düzenli alamaz. Bu da beynin acıkma sinyali ile birlikte tatlı isteğini artırır. Özellikle yemekten kısa bir süre sonra yeniden acıkma ya da enerji düşüklüğü hissediyorsanız, bu durum diyabetin habercisi olabilir” diyor.</figure>
</div>
</div>
<div>
<div>
<figure>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/0x0/67ee76cba3644265fe0d8a56.jpg" /></div>
<p><b>5- Yaralarınız geç mi iyileşiyor?</b></p>
<p>Diyabet, bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve kan dolaşımını olumsuz etkileyerek yaraların daha geç iyileşmesine neden olabilir. Yüksek kan şekeri, damar yapısını bozarak yaralanan bölgelerde yeterli oksijen ve besin maddelerinin taşınmasını engeller. Aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle ayak yaraları ve enfekte kesikler diyabet hastalarında dikkatle takip edilmelidir.</p>
<p><strong>6- Sürekli yorgun ve halsiz mi hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Vücudunuz şekerden yeterince enerji üretemediğinde, kendinizi sürekli yorgun hissedebilirsiniz. Diyabet hastalarında bu belirti oldukça yaygındır ve genellikle insülin direnciyle ilişkilidir. Kan dolaşımında yeterince glikoz olsa bile, hücreler bu glikozu etkili bir şekilde enerjiye dönüştüremez. Bunun sonucunda kaslar ve organlar yeterli enerjiyi alamaz ve kişi gün boyunca halsiz ve bitkin hisseder. Uyku düzeninde bozulmalar da bu yorgunluğu artırabilir.</figure>
<figure>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/0x0/67ee76e9a3644265fe0d8a5c.jpg" /></div>
<p><b>7- Ellerde ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma hissediyor musunuz?</b></p>
<p>Sinir hasarı (nöropati), diyabetin erken ve yaygın belirtilerindendir. Ellerde, ayaklarda veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma ya da yanma hissi varsa dikkatli olmalısınız. Yüksek kan şekeri, sinir uçlarına zarar vererek his kaybına yol açabilir. Özellikle uzun yıllar diyabeti kontrolsüz şekilde seyreden hastalarda sinir hasarı gelişebilir. Düzenli kan şekeri kontrolü, bu tür komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşır.</p>
<p><strong>8- Aile bireylerinizde diyabet hastası var mı?</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Diyabet, genetik yatkınlıkla da ilişkili bir hastalıktır. Anne, baba veya kardeşlerinizde diyabet öyküsü varsa, risk altında olabilirsiniz. Özellikle birinci derece akrabalarda Tip 2 diyabet bulunması, kişinin ilerleyen yıllarda diyabet geliştirme ihtimalini artırır. Ancak genetik yatkınlık tek başına hastalığı belirlemez; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü bu riski azaltmaktadır. Bu nedenle risk grubunda olan kişilerin düzenli olarak doktor kontrolünden geçmesi önemlidir” diyor.</figure>
</div>
</div><p>The post <a href="https://doktordanbilgiler.com/diyabet-riskiniz-var-mi/">Diyabet riskiniz var mı?</a> first appeared on <a href="https://doktordanbilgiler.com">Doktordan Bilgiler</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://doktordanbilgiler.com/diyabet-riskiniz-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
